SURİYELİLERİN TOPRAĞIMIZDA NE İŞİ Mİ VAR?


Ortadoğu yüzyıllardır, farklı din, dil ve kültürden insanların bir arada barış ve huzur içinde yaşadığı bir coğrafya iken, bugün kan ve ateş içerisine düşmüş bir coğrafya haline gelmiştir.

 

Osmanlı Devleti’nin şu veya bu sebeple yok olduğu topraklarda bugün birçok devlet veya devletçikler görüyoruz.

Ne zaman ki hasta adam dedikleri Osmanlı Devleti parçalandı, Ortadoğu’da Batı’nın da yardımıyla sınırları cetvellerle çizilmiş yapay devletler türedi.  (Suriye, Irak, Ürdün, Körfez ve Suudi Arabistan sınırlarına bakın sınırların nasıl çizildiğini göreceksiniz)

 

Bu devletçiklerin birçoğu etnik, din ve kültürlerine bakılmaksızın sadece ekonomik kaygılarla sınırları şekillendirilmiş toprak parçalarıdır.

Bu sınırlar sadece toprakları ayırmamış, babayı oğuldan, kardeşi kardeşten ayırmış ve en önemlisi de yüzyıllardır bir arada yaşayan insanların arasına yapay duvarlar örmek suretiyle kin ve nefret tohumları ekmiştir.

 

Sınırları cetvelle çizilmiş yapay ülkelerin halkları bugün bir gerçekle ve hakikatle yüzleşmek istiyor. Ortadoğu (halklar adına söylüyorum) yıllardır içinde uyuduğu bir gafletten yeni yeni uyanmaya başlamışken bu kez bizim gözlerimizi bir gaflet perdesi sarmaya başlıyor.

 

Bugün devletlerin birbirlerine sergiledikleri tavırların aynısını halktan beklemek gibi bir tutum içerisine girildiğine şahit olmaktayız.

Suriye bugün şu veya bu sebeple kan revan içindeyken, gelen mültecilere kucak açan Türkiye’ye acımasız eleştiriler yapılmakta ve bu durum hatta iç politika malzemesi bile yapılmaktadır. Oysa sınırın öte tarafındaki insanlar sınırın bu tarafında yer alan akrabalarının, kardeşlerinin yanına geliyor hepsi bu. Türkiye istese de kapılarını kapatamaz. Çünkü yazımızın başında da ifade ettiğimiz gibi Suriye ve Irak sınırlarımız, adeta cetvelle çizilmiş yapay sınırlardır. Aynı dil, din veya kültürden insanları birbirinden ayırmaktan başka bir işe de yaramamıştır. Anlayacağınız, aynı aileden ve kabileden insanlar yapay sınırlarla sınırın bu tarafında ve diğer tarafta kalmışlar.

 

Tel örgülerin bu tarafında kalan Antep ile diğer tarafta kalan Halep’i yapay sınırlarla birbirinden ayıramazsınız. Nusaybin, Ceylanpınar ve Cizre’yi Kobani, Tel Abyad ve Musul’dan ayıramazsınız. Ne çabuk unuttuk sınır hatlarındaki halkların bayramlaşma görüntülerini ve haberlerini. Yabancı iki millet birbirlerine bayramlaşmaya mı gelir?

 

Sen olumsuz bir durumla karşılaştığında ilk kime gidersin? Dün bayramlaşmaya gelen kardeşin yarın yardıma muhtaç hale geldiğinde hayır ben seni tanımıyorum mu dersin? Ya da seni kim bu hale getirdiyse ona git, seninle uğraşamam deyip başından mı atarsın?

O halde, kesip atmak yerine bir düşün!

 

Gel gör ki, durumdan en çok da şikâyetçi olanlar sınır bölgesinden uzak insanlar. Sınır hattında bulunan Urfa, Antep, Hatay’a gittiğinizde oradaki halkın evlerini dahi paylaştığını görürsünüz.

 Asayiş problemleri mutlaka olacaktır. Önlem alınması bakımından bu minvalde eleştiriler olmalıdır da. Sonuç itibariyle milyonlarla telaffuz edilen bir halk hareketinden bahsediyoruz.

Ancak, ‘Ne işi var onların bizim ülkemizden?’, ‘Onları beslemek zorunda mıyız?’, ‘Kaç milyarımız gitti yazık değil mi?’ gibi bize yakışmayacak basit ifadelerle kendimizi dar kalıplara sokmaya ve tarihimize ihanet etmeye hakkımız yoktur.

İtirazlarımızı ve şikâyetlerimizi bölgeyi tanıyarak ve bilerek biraz da mensubu olduğumuz medeniyeti göz önüne alarak yaparsak daha sağlıklı düşünmüş oluruz.

v_altun44@hotmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
18Mar

BEDİR'DEN ÇANAKKALE'YE

12Mar

AKİF VE İSTİKLAL MARŞI

23Ağs
06Ağs
28Tem

ABD, MALATYA VE BBC