FETÖ’ye Zemin Oluşturan Nedenler ve Din Eğitimi


15 Temmuz Türkiye için bir milat oldu. Yıllar sonra Türkiye ile ilgili hangi alanda olursa olsun araştırma ve inceleme yapanlar bu tarihi baz alacaktır. Çünkü 15 Temmuz sadece bir darbe değil aynı zamanda Türkiye için siyasi, sosyal, psikolojik ayrışma sebebidir. Ya da gerçekleri görmeye milat bir tarihtir.

 

15 Temmuz darbe girişiminin asıl amacının yönetimi ele geçirmek olmadığını, nihai hedefin ülkeyi dış müdahalelere açık hale getirmek olduğunu önceki yazımda dile getirmiştim. Böylesi bir çılgınlığın tek başına bir örgüt tarafından yapılamayacağı, mutlaka dış destekli bir oluşumun eseri olduğu çokça yazıldı çizildi.

 

Bu yazıda kendine dini süsü veren bir cemaatin terör örgütü olmaya evrilmesine zemin oluşturan iç etkenler konu edilecektir.

 

Şu soruyla başlayalım:

 

Adına cemaat dediğimiz ve toplumun birçok kesiminden insanların öncesinde az da olsa saygı ve sempati duyduğu bir örgüt, nasıl olur da bugün kan akıtan bir vampir durumuna gelir?

 

FETÖ’nün üzerinde kurgulandığı ülkemizdeki genelde eğitim özelde ise din eğitimi meselesi üzerinde durmak gerekir. Hepimiz biliyoruz ki, FETÖ yıllarca eğitim kavramı üzerinde alt yapısını oluşturdu. Bu örgütün eğitime giydirdiği dini ve manevi kılıf ise asıl insanları cezbeden taraf oldu.

 

Peki neden devletin okullarında bir eğitim veriliyorken insanlar bir cemaatin okullarına gönül versin?

 

Cumhuriyet döneminden itibaren din eğitimi meselesi ülkenin birinci ve en önemli meselesi olmuştur. Bu dönemde yapılan dini kurumsallaşma ile eğitim kurumsallaşmasının birbirinden ayrı tutulması beraberinde eğitim ve öğretimde sekülerleşmeyi getirmiş bu durum da halkın büyük bölümünün Müslüman olduğu Türkiye’de sosyo-psikolojik travmaların yaşanmasına sebep olmuştur.

 

Din dersleri Cumhuriyetin ilk dönemlerinden itibaren devlet eliyle zaman zaman kaldırılmış veya isteğe bağlı hale getirilmiştir. Bu durum din eğitimini sahipsiz kılmış, uygulamada ehil olmayan kişi veya cemaatlerin işi haline gelmiştir. 1982 anayasasıyla din dersi zorunlu hale getirilse de rejimden endişe edenler rejimin din eğitimi adına yarattığı imkan ve alanları endişe ile karşılayarak, güvensizlik duymuşlardır.

 

Rejim adına endişe duyanlar ise din eğitimine hep mesafeli davranmıştır. Mesela din eğitimi teolog ve pedagogların müşterek çalışması gereken bir alan olmasına rağmen, Eğitim Bilimleri yıllarca kişiliğin oluşumunda ve davranış değişikliğinde önemli bir faktör olan dini görmezden gelmiştir.

 

Ülkemizde İlahiyat ve Diyanet camiası ise uzun yıllar din eğitimi meselesini sadece kendi uhdesinde görmüş, Eğitim Bilimlerinin verilerine ihtiyaç duymamıştır.

 

Bütün bunlar insan eğitiminde aileleri bir arayışa sürüklemiştir. Tam da burada fırsattan istifade eden ve kendisine dini cemaat süsü veren bir örgüt bu boşluktan yararlanmış varoluşsal gerçekliğini yine bu boşlukta bulmuştur. Bu örgüt, eğitimi de dini de kendi emelleri doğrultusunda kullanmış sonuç itibariyle kan akıtan vampire dönüşmüştür.

 

3-4 Ağustos tarihinde gerçekleştirilen Din Şurasında bunlar konuşuldu. Keşke daha önce konuşulsaydı ve üzerinde uzun uzun tartışmalar yapılsaydı.

 

Bir travma yaşadık. Gelinen noktada, söz konusu örgütün kendisine dün süsü vermesinden yola çıkarak dine ve dindarlara yavaş yavaş bir hücumun olduğu görülmektedir. Ve alttan alta laiklik pompalanmaya çalışılmaktadır. Laikliğin ne olduğunu bilmeyenler onu dindarları ezen bir sopa olarak göstermekten geri durmuyorlar. Şu hazin sonuca bakın ki laikliğin anavatanı Fransada bile böyle bir laiklik anlayışı yoktur. Zaten Dünya üzerinde laik devlet sadece iki tanedir: Fransa ve Türkiye. Korkarım aynı yanlışlar tekrarlanır ve meselenin asıl çözümlemesi geri planda bırakılır. Artık sorunu iyi tespit edip çözüm için ayağı yere basan, kültürümüzün ve medeniyetimizin izlerini taşıyan arayışlara girmek gerekir.

 

Laiklik, sekülerizm ve salt dindarlık adına durumdan vazife çıkaranlar bilerek veya bilmeyerek, kendi dışındaki oluşumları devre dışı bırakmak ve böylece, kendi siyasi ve ideolojik amaçlarına ulaşma yollarını kolaylaştırmak istiyor.

 

Bu durumda denilebilir ki;  Devlet din eğitimi ve öğretimi konusunda önemli hizmetler vermeyi asli bir görev olarak üstlenmeli halk ile arasındaki mesafeyi yakınlaştırmalıdır. Bu yakınlaşma çeşitli siyasi ve ideolojik görüşleri rahatsız da edebilir. Son yıllarda olan ise tam da budur. Seçmeli derslerin okul müfredatında yer almasına karşı çıkanlar ve İmam Hatip okullarına alerji duyanlar umarım şapkalarını önüne alıp bir kez daha düşünürler.

 

Şurası bir gerçek ki, halkın %99’nun Müslüman olduğu bir ülkede eğitimin dinden arındırılarak verilmesi her zaman insanları farklı arayışlara sürükleyecektir. İnsan fıtri olarak dini ve pozitif ilimleri beraber almak zorundadır. Her ikisinin bir çatı altında verildiği okullarda ancak eğitimin nihai hedeflerine ulaşılabilir.

 

 

v_altun44@hotmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
18Mar

BEDİR'DEN ÇANAKKALE'YE

12Mar

AKİF VE İSTİKLAL MARŞI

23Ağs
06Ağs
28Tem

ABD, MALATYA VE BBC