ANMAK MI, ANLAMAK MI?


 

Geçtiğimiz hafta Peygamber efendimiz Hz. Muhammed(s.a.v)’in Dünya’ya teşriflerini kutladık. Hicri takvime göre Mevlid Kandili olarak kutladığımız Peygamberimizin doğumunun miladi takvime göre kutlanması, 1989 yılında başlar.

Türkiye Diyanet Vakfı tarafından başlatılan ve Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından da desteklenen İslam Peygamberi Hz. Muhammed(s.a.v)’in doğumunun kutlandığı Kutlu Doğum merasimi, o tarihten günümüze her yıl Nisan ayının 20 sinde Kutlu Doğum haftası olarak çeşitli etkinliklerle kutlanmaktadır.

 

Sözlerimi uzatmadan iki şeye dikkat çekmek istiyorum. Bu programların amacı Efendimiz (a.s)’ı anmak olmamalıdır. Anılmak tarihin bir diliminde yaşamış misyonunu bitirmiş insanlara matuftur.

Efendimiz (a.s) anılmak için yad edilmek için bu dünyaya gönderilmemiştir. Kişiliği, ahlakı ve yaşamıyla kıyamete kadar bütün insanlara örnek olarak gönderilmiştir. Kuranı kerimde Ahzab/21 ayetinde Allah buyuruyor:

لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللَّهِ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ "Şüphesiz Allahın Resulunde sizin için güzel örnekler vardır."

 

Dolayısıyla bizim buradaki amacımız O’nu anmak değil an'a taşımak, O’nu an'ımızda yaşatmak olmalıdır. Amacımız anmak değil anlamak olmalıdır. Anlatmak, yaşamak ve yaşatmak olmalıdır gayemiz. O’nu anlamanın yolu da Kur’an ve Hadisleri okumaktan geçer. Hz. Aişe’ye soruyorlar Peygamberin ahlakı nasıldı diye? Aişe: Siz hiç Kuran okumaz mısınız? diye cevap verir. Yani O’nu anlamak için çok uzaklara gitmeye gerek yok.

 

Bir de bu programların amacı yılda bir kez iki kez Efendimiz (a.s)’ı hatırlamak değildir. Eğer bu programlar sayesinde O’nu hatırlıyorsak kendimizi sorguya çekmeliyiz. Peygamber Efendimiz (a.s) bu dünyaya yılda birkaç gün hatırlanmak için gönderilmemiştir. O halde amacımız, hatırlamak değil onunla adeta hemhal olmak olmalıdır. Bu programlar, hatırlamaya sebep değil, onunla muhabbet edişimizin zirveye taşınmasına vesile olmalıdır.

 

Muhabbetten Muhammed oldu hasıl                                                                                                                         

Muhammedsiz muhabbetten ne hasıl. Diyor ya…

 

Muhabbet eğer içinde O varsa güzeldir. Bu programlar, okyanusta damla misali de olsa, Yunus Emre’nin dilindeki aşk peygamberini, Mevlana’nın dilindeki rahmet peygamberini, Ahmet Yesevi’nin dilindeki hikmet peygamberini, Hacı Bektaş-ı Veli’nin dilindeki sevgi ve şefkat peygamberini daha iyi anlamaya, anımıza taşımaya, O’nu anımızda yaşatmaya vesile olmalıdır.

Kutlu doğum programları ve bunun gibi diğer programlar bu amaca hizmet ettiği takdirde bir anlam kazanır.

 

v_altun44@hotmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
18Mar

BEDİR'DEN ÇANAKKALE'YE

12Mar

AKİF VE İSTİKLAL MARŞI

23Ağs
06Ağs
28Tem

ABD, MALATYA VE BBC