Kara Tren


Bazen kalemi elime can sıkıntısıyla alırım. Aklıma ne gelirse yazar kalkarım. Bazen

düşündükçe ağırlaşır kelimeler, kaldırıp da gezdiremem satırlarda. Bazen çok uğraşırım.

Gecemi gündüzüme katıp, dilbilgisiyle; vurguyla, uyumla uğraşırım. Bazen de öyle dolar ki

gözlerim ve öylesine birikir ki cümleler, zihnim bulanır. Bir bakmışım kalem elimde!

Zorlamadan döküverir ağzında ki baklayı…Son bahsettiğim gibi şu an. Kalem ne derse

kelamım da o var. Zihnimin süzgecinden geçmeden sıralanıyor cümleler. Ve bir masala

düştük kalemimle. Eşlik etmek ister misiniz?

O halde bir tren düşünün. Türkülere konu olmuş,en kara olanından. Öyle ki; geceden zifiri…

Uzun süre bakınca uzayda ki kara delik gibi içine çekip, yok ediyor… Dokunan bulanıyor ve

boğuluyor siyahında. Bir kere bulanan da zor temizliyor lekesini üzerinden. O yüzden herkes

uzaktan bakıyor. Sadece ona benzemeye çalışan adamlar ilişiyor yanına. Onlarda taa içine

kadar giremiyor. İzin vermiyor kara tren. Siyah adamlar sadece yardımcıları.Onların

durumdan haberleri yok tabi. Uzaktan seyredenlere, büyüklük taslamak en sevdikleri

avuntuları…Kara trenin tek bir amacı var. Tüm umutları katıp vagonlarına, uzaklara sürmek.

Onun için siyah adamlarını görevlendiriyor. ‘En beklenmedik zamanda çal kapıları. Sonra

tüm umutları doldurun torbalara ve doğru vagonlarıma!’ Emir demiri kesiyor. Vagonlar tıka

basa umut doluyor… Ellerini siyaha boyamamak için,yine uzaktan seyrediyor

herkes…Düdüğü çalıyor trenin. Hareket ediyor. Vagonlar gözden kayboldukça siyaha

bürünüyor gökyüzü. Ve kulaklarda vagonun kahkahası yankılanıyor… Son gülen mi o?

Sanırım öyle…

Aa! O da ne? Göklerden gelen sürü sürü kuşlar… İsimleri ‘Ebabil’ olmalı… Her kuşun

yeryüzüne inmesiyle, mavileşiyor gökyüzü. Eskisi gibi… Son gülen kara tren değilmiş

anlaşılan… Kuşların ağızlarında tuğlalar… Gazabından korkulan zat tarafından hazırlanmış;

sıcak, ağır tuğlalar. Rayların üzerine düşüp treni tepe taklak ediyor… Gökyüzüne umut

dağılıyor. Siyahlık, tozuyla arkasına bakmadan uzaklaşıyor…

Sonra masalda Ali Ural ile karşılaşıyoruz ve kalemimin kulağına şunları fısıldıyor:

‘Üzüntülerimiz ve umutsuzluklarımız, günlük hayatımızdaki ödevleri bile normal bir şekilde

yapmamızı engelliyor. Kaderin ağına takılan balıklar, çırpına çırpına ölüyorlar. Mutluluk bir

seyahat şekli olması gerekirken, bir türlü ulaşılamayan hayali istasyonlar haline geliyor.

Yüzlerimiz, hüznün yüzlerce elbisesinden hangisini seçeceğine bir türlü karar veremiyor.’

Bu yüzden; Sevgili okur! Umudunu kaybetme ve kaybettirme… Gönül kaleminin de

umudunun hiç sönmemesi dileğimle… Vesselam…

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
31Oca

SİZİ ANLAMIYORUM!

12Ara

NİHAYET!

08Ekm

Tüy

23Tem

MESAFE

19Haz