KAPILARIN ARDI


Şu an bu yazıyı hazırlamak yerine, tepkimelerin denge halinde ki mol sayıları ile uğraşmam gerekirdi. Yani yarın ki finalime hazırlanmam gerekiyor. Ama ilham bu, gelince kaçırmak olmaz. Güzelce ağırlamak lazım.  Sahi ilham dediğimiz şeyi batılılar nasıl sokmuş dilimize? Bilmiyorum. Bence ilahi bir şey. Kaderden geliyor. Her yazının kaderi farklıdır. Her romanında öyle... Mesela Yaşar Kemal’in İnce Memed romanı 34 yılda yazılmış. Geçen hafta ki yazımla 15 dakika uğraşırken bu hafta yazdığıma saatler ayırmam gerekebilir. İlham gelince iş bitmiyor. Okumazsan küsüp birleşmiyor kelimeler.  Bazen de öyle güzel birleşiyor ki büyü gibi keyifle izliyorsun. Anlatmaya çalıştığım şey, bazı olayların kaderden olduğu. Çoğu şeyse bizde, bizim elimizde.

İlham geldiğinde televizyon izlemek yerine, bilgisayar karşısına geçip yazı yazmak benim seçimimdi. Bu yazıyı sonuna kadar okumak senin seçimin... Bu da tamamsa, esas konumuza geçelim. Kapıların da bir kaderi var. Evlerin, odaların, binaların sınırlarını oluşturuyorlar. Evimizin kapısını kapattığımız da fark etmeden ‘Dışarıda olanlar dışarıda kalsın. Benim iznim olmadan, zilime basılmadan, pat diye kimse giremez sınırlarıma!’ diyoruz. Bunu her gün, her insan diyor.

Kapının görevi bize hizmet etmek... Kaderi, ilhamı, hayat amacı o. Sınırları korumak.  Fark ettim ki, ben eve girdikten sonra, kapının ardında bıraktığım hiçbir şey giremiyor. Çünkü kapattım, hatta bazen kilitledim. Zili çalmadan, ben tekrar o tokmağı çevirip içeri buyur etmeden kimse, hiçbir şey dolamaz evime.

Sevgili okur! Seni üzen, bunaltan, kafanı yoran, baş edemediğin olayları kapının ardında bırak. Sen uyurken, çocuklarınla eğlenirken, eşinin hatırını sorarken, annene yardım ederken, ders çalışırken, kitap okurken, müzik dinlerken… kafanda dolaşmalarına izin verme. Bu düşüncelerin fazlası zarar...

Habersizce beslediğimiz, sürekli çoğalan, kötü huylu tümör gibiler. Kafamızın içinde hoplayıp, zıplayıp bizi yoruyorlar ve en gündelik işleri yaparken bile dalgınlaşıyoruz. Son zamanlarda birçok arkadaşımdan şu cümleyi duydum: ‘ Bu ara, her şeyi unutmaya başladım.’

Neydi bizi bu kadar dalgın eden? Hepimiz ne ara bu kadar zengin oldukta Karadenizde gemiler alıp batırdık? Oysa dertler değil, biziz bizi batıran…

Malatya da deniz yok. Bu yüzden tatile, denizi olan bir şehre gittiyse dostlarım onlara hep, ‘ Denize bırak tüm kötü anılarını. Arın, öyle dön!’ diyorum. Korkmayın herkes denize atınca, bunu kaldırabilir o. Uçsuz bucaksız olması bu yüzden. Kudretin ve şefkatin temsilcisi olması bu yüzden... Zaten bakmayı bilince her şey yaratıcıdan bir şeyleri yansıtıyor ya, bu başka yazının konusu olsun. Korkma sevgili okur, sabun gibi temizler deniz kendini. Ama biz bir şeyleri bırakmadan yaşayamayız…

Beynimizi kemiren düşünceleri kapıların ardında bırakmadıkça, dostlarla sohbetler koyulaşmayacak. Yapılan işler yarım yamalak bitecek ve zevk vermeyecek. Aile ilişkileri çatırdayıp çatırdayıp, kopacak inceldiği yerden…

Kapıların ardında görüşmek üzere, vesselam…

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
31Oca

SİZİ ANLAMIYORUM!

12Ara

NİHAYET!

08Ekm

Tüy

23Tem

MESAFE

19Haz