SUSMAK...


Sanırım son zamanlarda yeniden doğduğumu hissediyorum.
Hayat ve yaşam standardının gün be gün sana sunduğu merhaleler insanın bir basamak ileri gitmesi ya da geriye tepelenmesi an meselesi oluyor.
Belli ki insan bu hayatta bir kaç kez doğabilir ve ölümün ürkütücü pençelerinden de kurtulamayabilir.
Hepimizin htiği gibi bazı şeyleri sevmemiz yeniden doğmamıza sebep teşkil edebilir. Aynı şekilde beklenmeyen ani şeylerin hayatımızdan  çıkıp def olmayı bilmemesi de nefesimizin yaşananlara karşı direnç göstermemesi kaçınılmaz bir hal alır.
Yeniden doğuş için en önemli hissiyat planladıklarımızın, sevdiklerimizin ve hedeflerimizin bize pozitif bir sonuç bırakmasıdır.

Hayatımıza yeni bir prensesin veya prensin girmesi ve yalnızlıkla vedalaşmamız...

Balık tutmayı çok seviyorum. Fırında pişirilen yemeklere bayılırım. Öyle ki bazıları daha farklı yemeklere parmak ısırırlar. Kalabalık sofralar daha akıcı, gerçekçi ve çekici mesela. Motorsiklet sesine ve ıslık çalanlara karşı ayrı bir fobim mevcuttur. Tabi ki motorsiklet yarışı yapmadan gecelemeyenler de bulunmaktadır.

'İnsanlar' diyorum...

Başka başka şeyleri sever ve hiç ummadığımız şeylerden de tiksinirler.
Herkes aynı şeyleri sevseydi ve aynı türlüklerden de imrenselerdi bu dünyanın çarkı dönmezdi zaten. Hatta belki de şaşırabilirsiniz ancak en sevdiğim renk siyahtır. Bildiğiniz kupkuru ve kömür karası siyah var ya işte o. Fakat karamsarlığı,yeraltı kirliklikleri ve karanlık dehlizleri temsil ediyormuş gibi görünse de o tabuyu yıkıyorum. Siyahı sevmeyi deneyebilirsiniz. Arabanızda,Gömleğinizde,ceketinizde,ojenizde,saçlarınızda...
Bazen de bazı şeylerin hatırına bazı şeyleri severiz. İlk aldığım kol saatimi ve yüzüğümü çok severim. İlkokuldan beri böyleyimdir. Çünkü bana hep bazı anlıkları ve heyecanları hatırlatır.
Birini hatırlattığı için...
Sevgililer gününde (2007 yılının şubatında) akşamleyin geç saatlerde ummadığım bir an da bu anlamlı günün armağanı olarak bana sunulan simsiyah bir tükenmez kalem hatırına...(Hâlâ saklıyorum seni)

Öyle ki sahip olduklarımızı,hatırına saydıklarımızı,sevdiklerimizi kaybettiğimizde derin acılar ve önlenemez kıvılcımlar hissederiz ya bu da ayrı bir üzüntü...
Bu kadar yalanın ve sahtekarlığın sosyal medyaya hakim olmasını anlayamıyorum bazen. Bir bakıyorsun erkek, kızı tavlamak için görülmedik ve denenmemiş yol bırakmıyor. Belli ki kızlar da duyduklarına karşı daha hassas davranıyorlar. Kızlara karşı öküzlenmek için...
Aynı şekilde aynanın karşışında 1 saat boyunca süslenen bayanlara da pek anlam veremiyorum.(Aslında makyajı bitene kadar evrim geçirmek denilir buna.) Sanki 'Erkekleri anlama ve tavlama kılavuzu' kitabının yazarlarıymış gibi erkeklerin güzel gördüklerine karşı zaaflarının olduğunu bilebiliyorlar. Erkeklerle flörtleşmek için...

Bazen de kışın gelmesini dört gözle beklerim. Soğuk,battaniye,kahve ve kitap dörtlüsü benim için vazgeçilmez unsurlardır.
İnzivaya çekilmek için...
Susmak için...
Okumak için...
Işınmak için...
Anlamak ve kainattaki ölçüyü bozmadan yaşamak için...

Sevgisizliğe,yalana,flörtleşmeye,bilgisizliğe,saçmalık budalası sahte sevdalara ve en çok da kendisi olmayıp başkalarının peşini bırakmayan özentili karaktersizlere karşı derin bir sükut...
Susmak...
Susunuz...
Bazen de 'susmak' başlı başına zıtlıklara ve dengesizliklere karşı verilmiş en büyük ve en derinlemesine cevaptır.

Anlayabilene aşk olsun...

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
25Kas

TUZLU KAHVE

06Ekm

Keşke Hiç Büyümeseydik...

16Oca

Ben dilenci değilim...

12Ekm
28Ağs

SAHİL, O GECE VE GÖNÜL...