HUMEYNİ - GÜLEN


Fikirleri,kanaatleri,söylemleri ve akımları tamamen birbirinin zıttı olan iki şahsiyet...
Uzun zamandır her iki ismi de araştırıyorum,okuyorum,inceliyorum...
Neler konuştuklarını,neler yazdıklarını,kimler adına hareket ettiklerini,kimin izinden gittiklerini,amaç ve hedeflerinin ne olduğunu,kendi ülkelerine karşı olan tutumları,gittikleri ülkelerde kimlerle etkileşim halinde olduklarını,neden hep gündemi meşgul ettiklerini ve her ikisinin de Türkiye üzerinde estirdikleri felaket tellallığı...
Her ne kadar ortak yönlerini bulmaya çalışsak da taban tabana zıt insanlar olduğunun sonucuna varıyoruz.
Şimdi hem her iki ülkeyi ve her iki ismi de kısaca tahlil edelim.

İRAN-TÜRKİYE...
Öncelikle temsil ettikleri her iki ülkenin coğrafi yapısı,tarihi,yönetim şekli,kadim medeniyetlerinin kökleri,sosyolojisi,antropolojisi,genel mezhepleri...vs olabildiğince birbirinden çok farklı...
Her ne kadar birbirinin komşusu olsa da hemen hemen bütün konularda-denilebilir ki-ortak yönleri yok.Dış politikalarda farklı güzergahlar takip ediyorlar.Mesela Suriye'de tarihi insanlık ve medeniyet suçu işleyen Esed'e Türkiye karşı çıkıyor.Halkıyla bütünleşen,kucaklaşan ve demokrasiden ödünç vermeyen bir lider isterken;İran,Rusya ile birlikte Esed'e toz kondurmuyor.Suriye'de uzun zamandır yaşanan iç savaştan ÖSO(Özgür Suriye Ordusu) ile Suriye halkını suçluyor.
İran toplumu şu ana kadar Atatürk inkılapları gibi bambaşka bir toplum üreten bir süreç yaşamadığı için kökü kendi milletiyle özdeştir ve sağlam temellere dayalı olduğu görülür.Onun için kendi ülkelerinde yaşayacak olan farklı dinden,mezhepten,ırktan insanlara fazla tahammül edeceklerini zannetmiyorum.Farklı milletlerle pek barışık olmadığı için kapalı bir toplum bünyesi bulunur.Oysa Türkiye'de müslüman,yahudi,hristiyan dinlerinin malikleri olduğu gibi onlarca ırktan insanı içinde barındırarak Osmanlı'nın hoşgörü politikasının gereğini yerine getiriyor.Farklı dinden ve milletten olan insanlarla kucaklaşmayı bilen bir toplum yapısı mevcut.
Bizde devlet-millet ideolojisi 'ya devlet başa ya kuzgun leşe' der sabrederiz ve tek korkumuz da devleti kaybetme ya da manda-himaye-piyon altına alınma fobisidir.İran halkında ise bekleyip görme ve sonuçlar sonrası harekete geçme durumu söz konusudur.Toplumun tüm çehresini değiştirecek reformlar ve yenilikler yaşanmadığından devlete düşkün olduklarını önceden kestirebilmek çok zor.Ancak şunu söyleyebiliriz ki aynı darbe girişimi İran'da yaşansaydı şu an İran halkının yaş tuttuğunu görecektik.
HUMEYNİ-GÜLEN...
Şimdilik çok eskilere giderek bugünün yaşananlarına anlamlı kılacak çözümlemelerde bulunalım.
HUMEYNİ... İran-tabiri yerindeyse-tarihinin değiştirme çizgisi onunla başlar.İran toplumunun yoksul ve ezilen kesimi Humeyni'ye büyük bir sevinç ve sevgi gösterisinde bulunduğu aşikar.Bunu İran İslam Devrimi yaşandığında ve şu ana kadar hep böyle gördük.Adaleti temsil eden bir zattı.İslam devleti ideolojisini hiçbir zaman gizlememiş.Tam aksine savunduğu akımı yaymak için sürgün ve selamet hayatında hep çabalamış biri.Bu nedenle otoriter Pehlevi hanedanı ve rejiminin her zaman tehlikeli olarak gördüğü önemli isimlerden biridir.Hayatı hep sürgünlerde geçmiştir.
Ayrıca Humeyni,geliştirdiği politikalarda ve atfettiği söylemlerde genellikle anti-american ve anti-israil doğrultusunda hareket ettiği söylenebilir.Bir başka anekdot ise Pehlevi hanedanı Humeyni'yi İran'dan diskalifiye ederken,eleştirildiği ve sürgün hayatı yaşadığı zamanlarda bile kendi ülkesine beddua seansı düzenlememiş,uluslararası arenada İran'ı savunmuş,devlette kaydırıcı ve sızdırıcı faaliyetlerde bulunmamış ve anti-iran seviyesini kendine ekol olarak sunmamıştır.Halkçı,sosyal ve demokrat bir duruşu vardı.Yıllar sonra İran'da siyasi,demokrasi ve ekonomik düzen bozulunca halkın isteği ve desteğiyle İran'da lüzumlu olan devrim yapılmış ve devletin başına 1979'da Paris'ten sürgün hayatında iken dönmüştür.
GÜLEN... Gülen ise tam tersi bir yol izlemiştir.En büyük zaafı güç,istihbarat ve en yakınına bile güven duymamasıdır.Gücü kullanmayı seven biri.Bu güç gösterisi ile hem cemaati ürkütmek,korkutmak ve kendine itaate alıştırmak hem de bürokratlara ve siyasilere mesaj vererek kendisinin önemini ve gücünü hatırlatmayı kendine hep prensip olarak sunmuştur.Cumhurbaşkanı'nı,başbakan'ı,genelkurmay başkanı'nı,bakan'ları,önemli bürokratları,işadamlarını,gazetecileri,STK temsilcilerini ve hatta kendisine en yakın isimleri bile dinleyecek kadar çok geniş bir uluslararası istihbarat ağını kurarak elde ettiği bilgileri koz olarak kullanacağı bazı yerlere servis ederek,şantaj uygulayarak,finansman ayağını temin ederek,makam ve mevki için kendi adamlarını terfi ederek,kendi öğretilerinin dışında olanları da tasfiye ederek,emniyette kendisinden başka kimseye göz açtırmayarak,işadamlarına kan kusturarak,medyada örgütlenerek,hükümet aleyhine haberleri servis ederek ve en gözde olanı ise kamuoyunu kendi tekeli altına alarak büyük bir güç zehirlemesiyle hedeflerine ulaşmak için tüm yolları mübah gören bir cuntacı yapılanma var.Gülen ve yaverleri,Humeyni'nin aksine yoksul ve fakir kesimi kaale almıyor.Zeki,ataklı,paraya tapan,kendini kullandırtan ve özellikle zenginlere karşı iki büklüm dururlar.Kendi nazarlarında zenginler için başları kıldan incedir.Yalan,hile,sahtekarlık,kalpazanlık,şarlatanlık ve verdikleri sözü yerine getirmemekte olağanüstü bir profesyonellik sergilerler.Halk ile içli-dışlı olmazlar.Elit tabakaya karşı zaafları en üst seviyelerdedir.Adalet,hak,hukuk,kul hakları,demokrasi gibi kavramlar onlar için gayelerine ulaşmak maksadıyla birer araçtan ibarettir.Gülen'in söyleminde Humeyni gibi devlet rejimi veya islam devleti gibi vurgular da yer almaz.Tamamen güce,paraya,pula,makama tapan ve kendi diktalığını kurmak isteyen bir güruh var karşımızda.
Bırakınız Humeyni'yi,Erdoğan'ı,Gül'ü veya Erbakan'ı;Cebrail meleği bile gelip parti kursa uzak duracağını söyleyen bir duruş sergiliyorlar.
İnsancıl ve toplumsal hafızaları travmaya uğramış.
Ayrıca anticilik kavramını barış,hoşgörü ve diyalog söylemleriyle kendilerine yapışık olan kiri silmeye çalışıyorlar.Humeyni,ABD ve İsrail karşıtı söylemlerde bulunurken;Gülen örgütünde tam bir amerikan aşığı ve israil sevdası mevcut...
Deli gibi aşıklar her iki devlete de...(Gülen,en son konuşmasında kendilerini Türkiye adaletine vermemeleri için adeta Amerika'ya yalvardı.'Ben ve arkadaşlarımla Batı'nın hizmetindeyiz.'diyerek tespitlerimizi doğrulamıştı.)
Formda oldukları alan ise anti-türkiye politikalarıdır...
Bir zamanlar ait oldukları toplumu ve vatanı kendi kişisel menfaatleri için satmakta mahsur görmezler.Memleket elden kayıp gitse de dahi ceplerini doldurmaya bakarlar.İşgalcilerin gözüne girmek için yatağına bile girmekten çekinmeyen çürümüş,kokuşmuş ve işbirlikçi bir performans sergilemekte arlanmazlar.
Güce nasıl taptıklarını,paraya nasıl tamah ettiklerini,ne denli çıkarcı,ne denli şuursuz ve ne denli puşt olduklarını kendilerince ispatladılar bizlere...
Ve saptamalarımızdan yola çıkarak Humeyni ile Gülen arasında bir benzerlik kurmak çok güç...
Ancak geriye öyle bir şey kaldı ki;
17-25 Aralık 'yolsuzluk' kisvesi altında Hükümet'e darbe operasyonu veya 15 Temmuz Tarihi Askeri Darbe kalkışması gerçekleşmiş olsaydı tek bir ortak yön vücut bulmuş olacaktı.
O da Fethullah Gülen,Humeyni'nin Paris'ten uçağına binerek Tahran'a iniş yaptığı gibi ABD'den uçakla İstanbul'a gelirdi.
Öyle büyük bir parantez de açılırdı ki; 2016'nın İstanbul'u 1979'un Tahran'ı olurdu...

Bu parantezin kapanması ise uzun yıllar alacaktı.Hatta belki de bu parantez kıyamete kadar kapanmayacaktı...

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
25Kas

TUZLU KAHVE

06Ekm

Keşke Hiç Büyümeseydik...

16Oca

Ben dilenci değilim...

12Ekm
28Ağs

SAHİL, O GECE VE GÖNÜL...