İndirilmiş Dine Karşı, Uydurulmuş din (1)


Bugün beni bu yazıyı yazmama sevk eden asıl neden, çevremde ve toplumda yüce İslam dinimiz adına kulaktan dolma yarı yanlış, eksik veya uydurulmuş bazı sözde din adına yapılan bazı  yanlışlardan rahatsız olduğumdan dolayı böyle bir yazıyı yazmaya kendimi mecbur his ettim. Diyebilirsiniz ki yahu Lütfü Caner; sen kimsin? Sen din alimimisin? Sen din uzanımısın? Söylerimsin sen nesin?  Evet, böyle düşünmekten haklısınız. Ben din uzmanı falan değilim. Has bel kader İslam’ı doğru kaynaklardan ve doğru  uzmanlardan dinleyerek doğru olarak yaşamaya çalışan garip bir Müslüman kardeşinizim. Tabi eğer kabul ederseniz...

 

 Elhamdülillah, Allah’ıma çok şükür, dini vecibelerimi ve en azından İslami ve ilmihali bilgilerimi, senelerdir en azından dinimizin bize emir ettiği gerçek doğru kaynaklardan  ve gerçek din ehli olan muhterem Eli sünnet alimlerinden, hocalarında, hatiplerinden dinliyor, öğrenmeye ve  yaşamaya çalışıyorum.  Çünkü bunları öğrenip bu doğrultuda yaşamak  biz bütün Müslümanların üzerine farzdır. Bir Müslüman olarak  bunu çok iyi biliyorum. Ve onun içinde elimden gelen gayreti naçizane  göstermeye çalışıyorum değerli kardeşlerim. Çünkü biz akıl sahibi tüm Müslümanlar bundan sorumluyuz ve yarın Kıyamet gününde bununla imtihan olacağız…

 

Evet, şu üç günlük geçici fani Dünya’da bir imtihanda olduğumuzu çok iyi bilmeliyiz. Çünkü Yüce  Rabbim, iyiyi, kötüyü biri birinden ayırmamız için, biz insanlara akıl diye diğer bütün canlı  varlıklardan olmayan çok büyük bir nimet vermiş ki,  iyiyi ve kötüyü, Zaralıyı, biri birinden ayıralım diye. Eğer biz akıl sahibi insanlar bunu görmüyor ve Allah’ın bize izin verdiği ( özgür irademizle )  ebedi hayata hazırlık yapmıyorsak; işte o zaman yarın kıyamet gününde vay bizlerin haline. Akıl sahibi hiçbir kimse kendi kendini kandırmasın. Çünkü o çetin günde imtihan mutlaktır ve hiç bir kimse o imtihandan kurtulamaz...

 

Bir Müslüman olarak, doğru dürüst  Allah’ın bize emir ettiği gibi yaşamadığımız bazı mükellefiyetlerimizden dolayı, yarın Kıyamet gününde, Yüce Allah’ın huzurunda hiçbir  mazeretin arkasına sığınamayız. Allah’a çok şükür, dinimizi doğru dürüst öğreneceğimiz her imkan mevcuttur bugün günümüz dünyasında. Çünkü bugün doğru ve gerçek manada İslam’ı ve Kur’an-ı Kerimi bize anlatan, tefsir eden çok değerli alimlerimiz var. Ve ayrıca Ciltler dolusu güvenilir tefsirlerimiz, fıkıh kitaplarımız,  Hadis kaynaklarımız, siyer kitaplarımız ve daha bir çok değişik güvenilir teknolojik iletişim kaynakları günümüzde elimizin altında bulunmaktadır. Yeter ki bizler; o bizleri aldatmaya çalışan zalim nefsimizle mücadele edip, asıl doğru olan yola doğru bir  çaba içinde olalım değerli Müslüman kardeşlerim…

 

Evet, günümüz dünyasında, gerçek Kur’an-ı ve İslami öğrenmek için her imkanın olduğu günümüz dünyasında, yaptığımız bazı yanlışlardan dolayı, yarın Kıyamet gününde Cenabı Allah bize bütün bunları neden doğru kaynaklardan  öğrenmediniz diye sorduğunda; inanın ki kedimizi  kurtarmak için, geçerli bir mazeret bulamayacağız. Çünkü bizler gerçek İslam’ı öğrenmek istedikten sonra; inanın ki her imkanı bulmamız mümkündür bugün günümüz dünyasında…

 

İşte Müslümanlar olarak, bu bazı  zaaflarımızdan dolayı, bizim en zayıf  yanlarımızı çok iyi bilen ve tespit eden şer ittifakı İslam düşmanı bazı ( iç ve dış güçler;)  bu zaaflarımızdan yaralanarak,  bizi bölüp parçalamayı maalesef  başarmaktadırlar.  Çünkü bizler, haftada en azında bir gün dahi olsa,  gidip bir hatibin, bir din aliminin sohbetine katılmıyor ve dinimizi sağlıklı bir kaynaktan öğrenmeye çalışmıyoruz. İslami temel kaynak bir  eseri okumuyoruz.    Ve maalesef yarınların gelecek yöneticileri olacak  çoluk çocuğumuza ve genç nesillerimize gerçek İslam’ın ne olduğu konusunda sağlıklı bir bilgi veremiyoruz. Tabi ki durum böyle olunca da; çocuğumuz ergenlik çağına kadar dinden, imandan bihaber yetişiyor ve siz ondan sonrada o gence hiçbir şey kabul ettiremiyorsunuz. Çünkü artık iş işten geçmiştir…

 

Hani, bir atasözümüzde söylediği gibi,  ağaç  yaşken eğilir misali, sen bir baba olarak, çocuğunu henüz algılama çağından itibaren sabahları kendinle beraber sabah namazına kaldırmadın. Çocuktur  dur uykusunu alsın diye kıyamadın.  Annesi ise, küçücük kız çocuğunu namaza kaldırmadığı gibi, şimdiden alıştır kızının başını kapat diyenlere; bu yaştan kız çocuğunun başı mı örtülürmüş diye, kendisini uyaranlara karşı muhalefet etti ve kızının başını zamanında katmadı ve tesettür bilincini aşılamadı. İşte o anne’nin kıyamadığı kızı, şimdi 15 yaşına geldi ve o anne ve babalar, artık kızlarına söz geçiremiyorlar…

 

Peki, sonuç ne oldu?  gençlerimiz rüzgardan savrulan kuru bir yaprak  misali, gerçek İslami bilgisi olmadığı için, ancak  kulaktan dolma yalan yanlış, eksik bir bazı İslami zan ettikleri  anlayışları gerçek İslam zan ederek,  kendi kafasına  ve kendi nefsine göre İslam’ı  yaşadığını zan edip, hayatını heba ederek yanlış bir inançla yetiştiler…

Genç kızlarımız ise, gerçek İslami tesettür emrini,  Allah’ın  Kuran’da emir ettiği Farzın gereği olarak değil, moda olan tarz gereği, kendi nefsinin hoşuna giden yanlış bir şekli İslam olduğunu kabul ederek, altı kaval üstü şişhane misali,  kendine göre bir tesettür anlayışı uydurarak  kendini kandırdı, nefsinin ve şeytanın esiri olduğunun bir türlü fark etmedi veya etmek istemediler...

 

 ( KONU DEVAM EDECEK )      / lutficaner@gmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!