Aşk İki Kişiliktir


Sevmek, sevilmek ya da aşk dediğimiz duygular beşikte başlar ve son nefese kadar devam eder.
Tabii her yaşın her dönemin aşkı farklı olur. Bebekken anne babanıza bir aşkla bağlanırsınız. Onları
gördüğünüzde gözleriniz ışıldar ve bütün dişleriniz dudaklarınızdan dışarı çıkar. Kendi oğlumdan
biliyorum. Oda annesini ve özelliklede beni çok farklı bir aşkla seviyor, gözlerinden anlayabiliyorum.
Tabii ki bu beni çok mutlu ediyor, bir gün biteceğini bilsem de. Yaşınız ilerledikçe sevdikleriniz ve
hayranlık duyduğunuz karakterler de değişir. İlkokulda öğretmeniniz olur, ortalı yaşlarda mahallenin en
yakışıklı delikanlısı ya da en güzel kızı olur, biraz daha büyüyünce bir sanatçı olabilir derken, bir gün
aklınıza vatan sevgisi gelir her şeyinde üzerinde tutabileceğiniz. Çünkü vatan olamadan dil de olmaz
dinde diye düşünürsünüz.
Aslında etraflıca düşünüldüğünde vatan aşkı ya da vatan sevgisi gerçekten de birçok değer üstünde
tutulması gereken bir değer olarak düşünülmeli ve atılacak her adım, söylenecek her söz ya da üretilecek
her fikir buna göre dizayn edilmelidir. Gerek siyasetçiler gerekte sıradan vatandaşlar dahi bu konuda
hassas olmalı, tutum ve davranışlarını buna göre sergilemelidir. Peki, Türkiye gerçeklerinde böyle mi?
Diye bir soru kendimize yönelttiğimizde. Cevabımız çok net olumsuz olacaktır. Bu konuyu geçtiğimiz
mahalli seçimler üzerinden detaylandırmak isterim;
İktidar partisinin geçtiğimiz seçimlerde her şehir için farklı bir sloganı vardı. Her şehri, ilçeyi hatta
beldeyi önemsiyoruz demişlerdi. Sloganları her şehir isminin yanında, Sevdam, Canım ve en dikkat
çekenlerden biriside İstanbul benim Aşkım idi. Nitekim aşkım dediği ve büyük ehemmiyet verdiği şehri
İstanbul’u ve önem sırasına göre ikinci sıradaki Ankara’yı ve bu güne dek alamadığı İzmir’i ise yine
alamadan kaybetti. Peki, aşk neydi? Başlığımızdaki gibi aşk iki kişilikti, birinin sevip diğerinin sevmediği
ise Platonik denilen bir aşk türüydü. İşte İktidar partisi bu aşk da yalnızca seven taraf oldu sevilen taraf
olmadı.
31 Mart seçim sonuçları kimilerine göre şaibeli gibi görünse de, halk iradesi sandığa yansımış ve
uzun yıllar sonra İstanbul’da farklı bir partiden aday geçte olsa Belediye Başkanlığı koltuğuna
oturmuştur. Okuyanlar hatırlayacaktır, bir önceki yazımda bu seçimi belirleyen faktörlerin başka konular
olacağıydı ve gerçekten de öyle de oldu. Yazımızda da ekonomik sebeplerin seçimi derinden
etkileyeceğiydi ve böyle devam ederse önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde bile etkisini
gösterecektir. Ne var ki İstanbul’da yaşamayan ve Anadolu’da yaşayan onlarca insan, özellikle bu
seçimlerde iktidar partisinin sandıktan birinci parti olarak çıkmamasına şaşırdıkları gibi sosyal medya

üzerinden de büyük tepki göstermektedir. Bu tepkiler bazen toplumda büyük uçurumlar yaratacak onur
kırıcı sözlere kadar uzayabilirken bazen de daha hafif eleştirilerle de geçiştirenler çıkabilmektedir.
İstanbul’da yaşayan bir Malatyalı olarak eleştirileri değerlendirip bir analiz yaptığımda, gözüme çarpan
en önemli nokta şu oldu;
Genel anlamada hizmetlerin en büyüklerinin İstanbul bölgesine yapıldığı ve bunu neden
beğenmediğimizi sorguluyorlar insanlar. Peki, neler bu hizmetler, Marmaray, Metrobüs, Metrolar, Yeni
hava limanı, Üçüncü köprü, Avrasya Tüneli, Yüksek Hızlı Tren, Kentsel dönüşüm, Millet bahçeleri, vb.
Bu hizmetlere ilk başta bakınca baş döndüren isimler ve projeler görünüyor, doğrudur isimleri de büyük
yaptıkları işlerde hatırı sayılı büyüklükte. Ancak ne var ki bunları kullanabildiğiniz müddetçe güzeller ve
faydalılar. Bu gün İstanbul’da bu hizmetleri kullanmanın da yaşamanın da bedeli çok ağır. Örnek vermek
gerekirse sabah 07:15 den sonra nerdeyse saat 09:00 olana dek metrobüse binmenin bindikten sonra
inmenin ve buna rağmen en uzun mesafe için 3.65 kuruş ücret ödemenin neresi hizmetse buyurun siz alın
arkadaşlar. Eğer tek metrobüsle işe gidebiliyor iseniz çok şanslısınız, eğer buna bir vasıta daha eklerseniz,
ortalama günde on lira yol masrafınız var demektir. İşte hizmet arkadaşlar. Bu metrobüsün günlük yolcu
taşıma kapasitesi bu günlerde 1 milyona yaklaşıyor, buda ortalama kişi başı iki liradan günlük iki milyon
lira yapıyor, sizce de güzel bir kazanç kapısı değil mi? Bir diğer örnek üçüncü köprü ki, ben daha
geçmedim, geçmeye cesaret edemiyorum ücretleri fena, zaten geçmeden önce bir otoyol parası kesiliyor
artı üzerine köprü parası, hafif araçlar için belki çok büyük rakamlara denk gelmese de ağır vasıtalar için
çok fena rakamlara tekabül etmektedir. Her gün geçen biriyseniz hatırı sayılır bir maaş almanız lazım. Bu
dediklerim Avrasya tüneli içinde geçerli. Her neyse liste böyle uzayıp gidiyor. Umarım eleştiren
arkadaşalar en kısa zaman da İstanbul’a ziyarete gelir ve bu hizmetlerden faydalanır.
Halen buharı üzerinde tüten bu seçimlerin ülke çapında kazanını Cumhur ittifakı gibi gözükse de,
Cumhur ittifakının göz bebekleri ve vitrin şehirleri muhalefete kaptırması siyasi manada büyük bir yara
almasına neden oldu. Belki de Ekrem İMAMOĞLU, önümüzdeki beş yıllık süreci iyi değerlendirebilir ve
bu vitrin şehirde neler yapabildiğini gösterir ise, Türkiye’nin ikinci seçilmiş Başkanı olabilir. Ben
şimdiden İstanbul’umuza hayırlara vesile olmasını dilerken, bununla beraber Beraat Kandilinizde kutlar
ülkemize sağlık mutluluk ve hayır getirmesini dilerim.

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
01Kas

Aldatılmalar Bölüm 3

05Ağs

Adalet, Liyakat, Sadakat

20Nis

Aşk İki Kişiliktir

10Şub
10Eyl