Kanal İstanbul Montrö’yü Delmez Türkiye’yi Zora Düşürmez


Bilindiğe üzere, Lozan Antlaşması’nda Uluslararası Komisyona verilmiş olan Boğazlar’dan geçişi yönetme sorumluluğu,  Montrö Sözleşmesi’yle Türkiye’ye verilmiştir.

Bu Sözleşme, ticaret ve savaş gemilerinin, Çanakkale Boğazı, Marmara Denizi ve İstanbul Boğazı’ndan barış ve savaş ve de özel olarak Türkiye’nin savaşta veya kendini yakın savaş tehdidi altında sayması durumlarında nasıl, ne şekilde Ege’den Karadeniz’e, Karadeniz’den Ege’ye gidip geleceklerini veya gidip gelemeyeceklerini belirlemektedir.   

Hemen belirtmek gerekir ki Sözleşme’nin birinci maddesine göre Ticaret gemileri, her şartta Çanakkale, Marmara Denizi ve İstanbul Boğazları’ndan geçme, gidip-gelme, ulaşım yapma hakkına sahiptir. 

Bununla birlikte, Türkiye’nin savaşta olması halinde, savaştığımız ülkenin ticaret gemileri hiçbir şekilde Boğazlar’dan geçemeyecek, savaşta olmadığımız ülkelerin gemileri ise düşmana yardım götürmemek şartıyla geçebileceklerdir. 

Kendimizi yakın bir savaşın tehdidi altında görmemiz halinde ise Ticaret gemileri, sadece gündüz geçebilme hakkına sahip olacaklardır. 

Savaş gemilerinin geçişleri, gidiş-gelişleri daha farklıdır. 

Savaştaysak eğer, Boğazları savaş gemilerine tamamen kapatma hakkına sahibiz.   

Eğer, kendimizi pek yakın bir savaş tehdidi karşısında sayarsak,Boğazlar’ı yine savaş gemilerine kapatma hakkına sahibiz.  Ancak, bu kararımızı uygulayabilmemiz, BM Konseyinin Türkiye’nin bizi üçte iki, Sözleşme’ye imza koymuş ülkelerin ise yarıdan fazla çoğunlukla uygun bulmasına bağlıdır.

Montrö Sözleşmesi, bizim güvenliğimiz bakımından bu kadar çok önemliyken aynı şekilde Rusya ve diğer Karadeniz’e kıyısı olan ülkeler içinde o kadar önemlidir.

Buna göre, Karadeniz’e kıyısı olan ülkeler Akdeniz’e küçük kısıtlamalar dışında istedikleri şekilde seyahat etmekte serbestken, kıyısı olmayan ülkeler Karadeniz’e, uçak gemisi asla geçiremeyecekler,

 Belirli bir ağırlığın üstünde donanma geçiremeyecekler, Karadeniz’de yirmi bir günden fazla kalamayacaklardır. 

Ticaret gemileri bakımından bir kısıtlama bulunmamaktadır.  

Kanal İstanbul Projesinin tartışılması sürecinde konuşulan, yazılan çizilenlere bakarsak, kimileri diyor ki, ‘1982 tarihli BM Uluslararası Deniz Hukuk Sözleşmesi’ne göre, bir kanal, eğer iki tarafı da aynı devletin sınırları içerisinde ve bir uluslararası sözleşmeye dayalı olarak yapılmadıysa, kullanılış şartları yapan ülkenin iç hukukuna göre düzenlenir. Buna göre, Kanal İstanbul’dan geçişler Montrö’ye tabi değildir, Türkiye İstediği biçimde düzenler.’ Aynı çevreler devamla, ‘Montrö Sözleşmesi, Ege’den Karadeniz’e, Karadeniz’den Ege’ye geçişi, yani tam geçişi düzenler.  Boğazlar’dan Marmara Denizine geçmek Montrö Sözleşmesi’ne tabi değildir. Marmara Denizi’nden Karadeniz’e veya Akdeniz’e geçmek Montrö’ye tabidir. Böyle olunca, Çanakkale Boğazı’ndan Marmara’ya giren sözgelimi bir ABD uçak gemisi, İstanbul Boğazı’ndan geçemez ama İstanbul Kanalı’ndan Karadeniz’e geçebilir ve gidip Rusya’yı tehdit edebilir. Bu da Türkiye ile Rusya’yı karşı karşıya getirir.’

Birincisi, ‘Boğazlar’dan Marmara Denizi’ne geçiş Montrö’ye tabi değildir’ demek abesle iştigaldir. 

Montrö Sözleşmesi’nde Marmara Denizi de üçüncü boğaz olarak kabul edilmiştir. Durum böyleyken, ‘O uçak gemisi Marmara’yı geçmeden, Kanal İstanbul’a nasıl ulaşacak?’ diye sorulmaz mı!  Yine, Montrö Sözleşmesi’nin, mesela on üçüncü maddesi, aynen, Savaş gemilerinin Boğazlar'dan geçmesi’ şeklinde başlamaktadır.

Bu durum,  ‘İstanbul Kanalı yapılırsa Sözleşme’nin şartlarında esaslı değişmeler olur ve taraf ülkeler Sözleşme’nin yeniden gözden geçirilmesini isteyebilir, bu da elde ettiğimiz hakların kaybetmemize neden olur.’ şeklindeki görüşleri de çöpe atmaktadır. Kaldı ki, yeniden görüşülmesi halinde, ‘Türkiye, 1936’lardaki konumundan geride mi ki, haklarımızı kaybederiz diye korkalım!

Hemen belirtmem gerekir ki, aynı coğrafi bütünlük, aynı yöre içinde, aynı işlevler için yapılacak Kanal İstanbul, Montrö Sözleşmesi’nin tam da içindedir. 

Hukukta, hele herkesin, her devletin gözü önünde ‘arkadan dolanma’ diye bir davranış olamaz. Ve, evrensel kabul gereği, hukuk kuralları, sözleşmeler, akitler lafzi değil, amaçsal yöntemle yorumlanır. Yani, Montrö Sözleşmesi’ni düzenleyenlerin maksadının ne olduğuna bakılır. Bu maksada aykırı bir uygulama olamaz. 

Kanal İstanbul Projesi, aynı suları birbirine bağlayan bir iç kanal olduğundan, Montrö Sözleşmesi içinde kalan, bu özelliğiyle 1982 BM Uluslar arası Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin belirlediği ‘bir uluslar arası sözleşmeye (Montrö Sözleşmesi’ne) dayalı’ olarak yapılmış bir kanal olacağından, statüsü Türkiye’nin iç hukukuna göre belirlenemez. Bu bakımdan Montrö Sözleşmesi’nin şartlarında herhangi bir değişiklik meydana getirmez.

Buna göre, Türkiye’nin ABD veya Karadeniz’e kıyısı olmayan ülke savaş gemilerinin Karadeniz’e geçmesine izin vermesi söz konusu olamaz.

 Deniyor ki, “ABD, ‘Kanal İstanbul Montrö Sözleşmesi kapsamında değildir. Ben buradan Karadeniz’e geçerim’ derse ne yapacağız?” Mevcut durumda, ABD boğazlardan bize rağmen geçmek istediğinde ne olacaksa o olacak. Bu kadar net!  Demek ki, Kanal İstanbul Montrö Sözleşmesi’ne aykırı olacak bir yenilik doğurmuyor.  Çünkü, Montrö Sözleşmesi’nin statüsünü belirlediği aynı sular arasında, aynı coğrafyada, aynı yörede geçişi sağladığı, aynı fonksiyonu yerine getirdiği için 1982 BM Uluslararası Deniz Hukuku Sözleşmesi kapsamında bir iç kanal değil, Montrö Sözleşmesi’ne dayalı olarak yapılmış bir kanaldır.

Öyleyse, hukuk adına, milli menfaatler adına görüş açıkladığı söylenerek, ‘ Kanal İstanbul açılırsa ABD savaş gemileri Karadeniz’e geçer, Türkiye Rusya’yla savaşa girer’ gibi dayanaksız iddialarla milletin zihninde korku duvarları örmeye kimsenin hakkı yoktur. 

Çok saygıdeğer vatandaşlarımın, arkadaşlarımın bilgilerine en derin saygılarımla sunarım.

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI