Manevi İklim...


Allah'ım Recep ve Şaban'ı bize mübarek kıl, bizi Ramazan'a kavuştur..

Bizleri üç aylara kavuşturan Rabbimize hamd-u senalar olsun..

Rabbim manevi iklimden nasiplenen kullarından eylesin bizleri..

Yüce yaratanın kullarına lutfu boldur yeter ki biz kulları onun lutfuna mazhar olacak ameller işleyelim..

Pehlülün biri camiye girer, belli ki namaz kılacak.

 Ama oturmaz, meraklı ve şaşkın gözlerle etrafı süzer-dolanır..

 Bir oraya, bir buraya her köşeye dikkatlice bakar ve hızla çıkar gider..
 Az sonra sırtında bağlanmış odunlarla tekrar gelir camiye ve tam namaza başlamak üzere olan cemaatle birlikte saf tutar..
 Ama sırtındaki odunlarla güç bela bitirir namazını.

Eğilip kalktıkça yere düşen odunlar, çıkardığı ses vs. derken, tabii cemaat de rahatsız olmuştur bu durumdan..

Nihayet biter namaz, bitmesine ama her kafadan bir ses çıkar..

 Herkes kıpırdanmaya, adama söylenmeye başlamıştır bile..

İmama kadar ulaşır sesler, hafiften tartışmalar..

İmam aynı mahalleden, bilir az çok garibin halini, şefkatle yaklaşır delinin yanına ve der ki:

“Oğlum böyle namaz mı olur, sırtında odunlarla, sen ne yaptın?

 Hem kendini hem de çevreni rahatsız ettin bak, bir daha namaz kılmaya yüksüz gel olur mu?”

Bunu duyan deli melül-mahzun, ama manalı bir bakışla sorar

“Âdetiniz böyle değil mi?”

“Ne âdeti?!” der Hoca..

Cemaat da toplanmış, merak ve şaşkınlıkla olayı izlemektedir o sıra..

Der ki deli bu kez:

“Hocam ben namaz kılmak için girdim camiye, şöyle kendime uygun bir yer ararken içeridekilere baktım, gördüm ki herkesin sırtında bir şeyler var. Zannettim ki adet böyledir, ben de şu odunları yüklendim geldim işte, neden kızıyorsun? Kızacaksan herkese kız, tek bana değil!

Hoca şaşırır: “Benim sırtımda da mı var?” der..

“Evet” der deli, “Hepinizin sırtı yüklü!”..

Cemaatte ise hafiften “deli işte!” manasına, bıyık altından gülüşmeler başlamıştır..

Deli bu kez öne atılır ve tek tek cemaati işaret ederek, saf bir çocukça, heyecanla bağırır:

“Bak bunun sırtında mavi gözlü bir çocuk, bunda kocaman bir elma ağacı vardı..

Bunda kırık bir kapı, bunda bir tencere yemek, bunda kızarmış tavuk, şunun sırtında yeşil gözlü esmer bir hatun, bununkinde de yaşlı annesi vardı!..”

Sonra iki elini yanlarına salar başını sallar ve umutsuzca;

“ Boş yok, boş yok hiç!.. diye tekrarlar.

O böyle söyleyince, herkes dehşet içinde şaşkınlıkla birbirinin yüzüne bakar!

Aynen doğrudur dedikleri çünkü;

Kimi doğacak çocuğunu düşünüyordur namazda, kimi bahçesindeki meyve ağaçlarını, biri onaracağı kapıyı, diğeri lokantasında pişireceği yemeği..

Biri açtır aklında yiyeceği tavuk, birinin sırtında sevdiği kadın, diğerinde de bakıma muhtaç annesi vardır.

“Peki söyle bakalım bende ne vardı?” der, bu kez endişeyle Hoca..

O da der ki:

“Zaten en çok da sana şaştım hoca! Sırtında kocaman bir inek vardı!

Meğerse efendim, hocanın ineği hastaymış, “öldü mü ölecek mi?” diye düşünürmüş namazda

Kıssada olduğu gibi 

Gündemlerimiz yoğun, işlerimiz çok..Kafamızda hep dünya işleri..

Dünya işleri öylesine bizleri meşgul ediyor ki;  huşu içerisinde namaz kılmaya hasretiz..

Atamıyoruz bir türlü kalbimizden dünya sevgisini,  biriktirmenin derdine düşen insanoğlu her şeyi burada bırakıp gideceğiz gerçeğini bir türlü kabullenemiyor..

Dilde kalıyor..

Yüreklere inmiyor, kalplere yerleşmiyor..

Dünya meşguliyeti namazlarımıza kadar yerleşmiş..

Aklınıza gelmeyen şey Namazda  gelir..

Kimimiz yarınki planı düşünürüz, kimi alacağını,kimi borcunu..

Kısacası derdi dünya olanın dünya kadar derdi var denir ya..

Dert dünya olunca Namazda da dünya işleri akla geliyor..

Rabbim huşu içerisinde namaz kullarından eylesin bizleri..

Rabbim manevi iklimine girdiğimiz şu günlerden bizleri  nasiplenenlerden eylesin..

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
02Nis
31Mar

Bin TL Yardım

30Mar
29Mar

Cemaatle Namaz

26Mar