Medeniyet-Vakıf Münasebeti-1


Medeniyet-Vakıf Münasebeti-1

Kur’ân hilafet, emanet ve imaret rol ve misyonuyla yaratılan ilk insanın aynı zamanda bir Peygamber olduğuna, O’na “eşyanın bütün isimlerini öğreterek..”(1) kavramsal düşünme melekesinin bahşedildiğine,(2) isim ve kavramların ifadelendirilmesi anlamına gelen kelam sıfatıyla donatıldığına dikkat çekmektedir.

 

Allah’ın insana beyanı,(3) kalemi kullanarak yazmayı öğrettiğini,(4) ifade eden Kur’ân, bu özelliklere sahip olanların ancak akledebileceğini zikretmektedir.(5) Bilgi ve tecrübeye dayalı önceki hayat tarzlarının yeni kuşaklara intikali ve benimsetilmesi anlamına gelenterbiye, eğitim ve öğretim de, hem eşyayı kavramlaştırma sürecinin bir parçası,(6) hem de yeryüzünü imar edebilmenin, bilgi, kültür ve medeniyet üretebilmenin zihinsel ve entelektüel altyapısını oluşturan önemli faktörlerdendir. Bu sebeple bahsedilen özelliklerin tümüne, hatta fazlasına sahip olan ilk insan Hz.Adem, imarın/umranın ve medeniyetin de miladıdır. 

İsim, sembol ve kavramlardan hareketle eşyanın hakikatini, ruhunu, özünü, bütününü görmek de irfan/marifet diye tanımlanmaktadır.(7) Bütünü görmek için ise, düşüncenin kaynağı olan akıl kadar, aşkın kaynağı olan kalbin de devreye girmesi gerekmektedir. Ruh ve öz yalın bir akılla görülememekte, fark edilememektedir. Bu yüzden kültür; irfana dayalı, aşk ve akılla harmanlanan bir bilgi ve birikim olarak nitelenmektedir.

 

Çünkü kültür; kişinin içerisinde doğduğu bir çevre, onun davranışlarını ve kimliğini belirleyen toplumsal değerler bütünü ve bir çerçevedir; medenî insan ve toplumun içerisinde yetiştiği,  şekillendiği bir vasattır.(8) Medeniyet de bu vasattan beslenen veya üretilen anlam ve değer eksenli dışa dönük ürünler ve yansımalardır. Bu değerler ve çerçeve ise dinî/aşkın olan niteliklerden uzak olarak varlıklarını hiçbir zaman ortaya koyamaz ve sürdüremezler.(9) Anlam, değer ve din gibi olgular, en az akıl kadar yüreğin de ilgi ve kapsama alanındadırlar. Dolayısıyla medeniyet, akıl ve aşkla örülmüş, eşyanın kullanım felsefesini, ahlâk ve zihniyetini sembolize eden dışa dönük ürün ve kurumlardır.

Klasik kaynaklarda umran diye tanımlanan bu faaliyeti İbn Haldun Bedevî Umran/yerleşik olmayan/şehir öncesi imar ve Medenî Umran/yerleşik/şehir imarı diye iki kısımda incelemektedir. İsminden de anlaşıldığı üzere medeniyet sözcüğü bu taksimatta medenî umran’ı karşılamaktadır. Bu yüzden umran hem medeniyetten daha kapsamlı, hem de insanın yaratılış aşamasından toplumsal ve yerleşik hayata geçiş evrelerinde yaşadığı süreçle uyumlu bir tanımlamadır. Gerek bedevî umran, gerekse medenî umran dönemlerinde ürün ve kurumlar üretilmeden önce onları üreten bakış açısı, eşyanın kullanım ahlâk ve zihniyet inşâ edilmiştir.  

 

Bu bağlamda Kur’ân; “… (Salih kavmi Semûd’a) Dedi ki: Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin O'ndan başka Tanrınız yoktur. O sizi yerden (topraktan) yarattı. Ve sizin orayı bayındır kılmanızı istedi. O halde O'ndan mağfiret isteyin”(10) şeklindeki ayetle Allah’ın kullarından yeryüzünü imar etmelerini istediği, emrettiği(11) ifade edilmektedir. Ayetin başında Allah’a kulluk/ibadet, ortasında yeryüzünü imar/imarettalebi, sonunda da imar hususunda yapılabilecek eksikliklerden dolayı istiğfar/bağışlanmayı talep kavramlarının bir arada geçmesi dikkat çekicidir.

 

Yukarıdaki ayette geçen ifadelerin benzerinin zikredildiği başka bir ayetin(12) baş tarafında da ca’aleküm hulefâ/sizi halifeler kıldı şeklindeki ifadeden imaretin hilafetin gereği olduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla emanet, imaret, ibadet ve hilafet bir arada düşünülmesi gereken birbiriyle ilişkili ve bir bütünün parçalarını ihtiva eden kavramlardır.

 

Ezherî ‘a m r fiilinin “rab” sözcüğü ile birlikte kullanılması halinde kulluk/ibadet anlamına geleceğini ifade ederek imaret ile ibadet arasındaki ilişkiye vurgu yapmaktadır.(13) Yukarıdaki ayette de amr fiili Allah lafz-ı celili ile birlikte kullanılmaktadır. Bunu Kur’ân bütünlüğü ile birleştirdiğimizde; söz ve davranışların Allah’la birlikte ve Allah’a göre gerçekleştiği sürenin tümünün ibadet olarak nitelendiğinden hareketle bu anlamdaki imaretin ibadet olarak anlaşılması gerektiği sonucu çıkmaktadır. Dolayısıyla adalet ve ıslah temelinde yürütülen bütün eylem ve söylemler maddî ve manevî imareti kapsamakta, bu anlamdaki imaret de ibadet/kulluk anlamına gelmektedir. 

 

Bu yüzden imaret bir anlamda yeryüzünü ve içindekileri maddî ve manevî anlamda ıslah hareketidir.(14) Peygamberler de bu hareketin öncüleri ve ıslah edicileridir.(15) Şehirler/Medine ve oraya yerleşim ahlâk ve zihniyeti medenî umranın, yani medeniyetin dışa yansıyan en belirgin ürünüdür. Bunlar arasındaki bu iç içe ilişkiden dolayı peygamberler ya yeni bir zihniyet inşâ etmek, ya da var olan insanın yapısına/fıtrata aykırı zihniyetleri tashih etmek, değiştirmek üzere medeniyet kurma rolleriyle şehirlerin merkezine/ümmü’l-kurâ’ya gönderilmişlerdir.(16) Kısaca medeniyet, yüzyıllar boyu süzülerek gelen kültürün içerisinde şekillendiği kab, bir anlamda onun dışa yansıyan yüzü olduğuna, tarihî, dinî, ahlâkî, felsefî, estetik ve sanatsal birikimin oluşturduğu bir zihniyetin dışa vurumu olarak kabul edildiğine göre peygamberler başlangıçta bu birikim ve zihniyet inşasının belirleyicisidirler.

 

  Görüldüğü gibi bilinenin aksine medeniyetin öncelikle yaşam standartlarının yükselmesi olarak nitelenen mekanik gelişmelerin, salt şehirliliğin, modernleşmenin olmadığı, onun insanoğlunun gerek diğer insan ve toplumlarla olan ilişkilerinin, gerekse eşyayla olan münasebetinin temelini oluşturan bakış açısı, ahlâk ve zihniyet olduğu anlaşılmaktadır. Bu çerçevede imal edilen şehirler, ürün ve kurumlar o medeniyetin mahsulleridir.

 

Dipnotlar:

1.Bakara, 2/31-32.

2. Muhammed Esed, Kur’ân Mesajı, İstanbul, 1999, I, 12.

3.Rahmân, 55/1-4.

4. ‘Alak, 96/1-5.

5. Ankebût, 43/111.

6. Yılmaz Özakpınar, Kültür ve Medeniyet Anlayışları ve Bir Medeniyet Teorisi, İstanbul, 1997, s. 23-24.

7. Ramazan El-Bûtî, Kur’ân’da İnsan ve Medeniyet, çev: Resul Tosun, İstanbul, 1987, s. 143.

8. Nurettin Topçu, Kültür ve Medeniyet, İstanbul, 1998, s. 16; Malik b. Nebi, Kültür Sorunu, Ankara, 2000, s. 50.

8. Topçu, s. 16; M.Bakır es-Sadr, Kur’ân Okulu, Ankara, 1996, s. 154.

10. Hud,11/61.

11. Carullah Muhammed b. Ömer ez-Zemahşeri, el-Keşşâf ‘An-Hakâiki’t-Tenzîl, Beyrut, 1986, II, 407; Zemahşerî, Esasü’l-Belağa, Beyrut, 1979, s. 435;Seyyid Muhammed Murtadâ ez-Zebidî, Tâcu’l-Arûs, Mısır, 1306, III, 422.

12. Bkz: A’râf, 7/74.

13. Mansur Muhammed b. Ahmed Ezherî,Tehzîbü’l-Luğa, Kahire, 1967,  II, 381-383

14. Al-i İmran, 3/114.

15. Hûd, 11/88.

16. Kasas, 28/59.

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
08Mar

ANNELER

28Şub

İLİM, ÂLİM ve SORUMLULUK 2…

22Şub

İLİM, ÂLİM ve SORUMLULUK ...1

07Şub

İMAN, NİYET VE RANT…

03Şub

HIRS, DEVE VE RANT...