KAYISI ALANA, ALIN TERİ BEDAVA! ÜSTELİK KUL HAKKI DA YANINDA!


Doğu Anadolu'nun Paris'i diye nitelendirilen güzel Malatyam'ın içler acısı durumu..

 

   Halkının % 99' unun geçim kaynağı kayısı olan Malatya yine bu yıl da tabir yerindeyse boşa kürek salladı. Yılın 365 günü gerek maddi, gerekse manevi olarak emek sarf eden çifçi hemşehrilerimizin yüzü bundan önceki yıllarda olduğu gibi; bu yılda gülmedi. Onca çekilen zahmetin sonucunda kazancı sağlanmış olan tek şey yorgunluk.. Malatya' nın hangi ilçesine, hangi köyüne giderseniz gidin herkesten şu söylemleri işitirsiniz: "Kayısı para etmiyor" ... Tabii ki inandırıcı gelmiyor ilk etapta. Nasıl yani? Dünyanın kayısı ihtiyacının neredeyse tamamını karşılayacaksın, sonra da para etmiyor diyeceksin.. 

   Hadi oradan.... Diyesi geliyor insanın . Çünkü gerçekten inanılmayacak kadar komik ve bir o kadar da trajedik...

    

  Peki bu kayısılar kaldırıldıktan sonra ne oluyor? Yani madem para etmiyor bunca kayısı ne yapılıyor?..  El cevap: Malatyalılar ürünlerini kaldırır kaldırmaz direkt çöpe atıyor. Bu işin latifesiydi elbette.. Ama durum gerçekten son derece vahim. 

  

  Malatyalı garibanların kayısı serüvenine kısaca göz atalım.  Ki, durumun ciddiyetini hep beraber kavrayalım.. Öncelikle şunu bilelim:  Kayısıyla geçimini sağlayan bir çiftçinin hemen hemen tüm yılı tarlada geçiyor. Şöyleki: Önce kayısı ağacının toprağının bellenmesi dediğimiz toprağın havalandırılması işlemi, ağacın bahar döneminde belli aralıklarla ilaçlanma süreci, ki; bu son derece zahmetli ve bir o kadar da uğraştırıcı bi iştir. Sonra kayısının olgunlaşma evresi ve toplanması. İslimlenmesi, serilmesi, patik yapım aşaması, tekrar serilmesi, tekrar toplanması.... Tüm bu aşamalar gerçekleştikten sonra çiftçi, bir umut; kayısımı satayım da falanca ihtiyacımı göreyim derken ne mi oluyor? Elin kodamanı geliyor ve çalışmaktan nasır tutmuş ve pür-u pak alın terini henüz silmiş o elleri sırf merhabalaşmak için dahi sıkmaktan tenezzül ediyor ve derhal ürüne yönelip en alt sınırdan fiyat verip,  son model arabasıyla tozu dumana katıp gidiyor. Çiftçiden bire aldığını, ona satıp ticaret ahlaksızlığını  zirveye çıkartıyor. Geride kalan çiftçi ise "aza bereket" deyip parasını güneş altında yıpranmış ve artık yırtılmaya yüz tutmuş gömleğinin cebine koyuyor ve gelecek yılın hasadı için hiç dinlenmeden tarlaya yöneliyor. Buna ne demeli peki: Düpedüz emek hırsızlığı... Ticari edepsizlik. Bire bin katmanın meâli nedir açıkça söyleyelim: Göz göre göre çalmaktır. Hır-sız-lık-tır.. Daha da mühimi kul hakkıdır. Bunun başka bir açıklaması olamaz. 

   Kayısının alımı tıpkı diğer ürünler gibi devlet eliyle yapılsın diyen çiftçinin sesi duyulmuyor. Duyulmak istenmiyor... Ne de olsa mağduriyeti yaşayan takım elbiseli falanca bey değil, yüzü-gözü güneşte yanmış, elleri çalışmaktan nasır tutmuş, yaşı bir hayli ilerlemiş olmasına rağmen çalışmak zorunda olan ve toz-toprak içinde kalmış şalvarıyla tarlada canı çıkana kadar çalışan gariban çiftçi dede.. İşte asıl mağdur olan cefâkar köylü kesimi...

  Bu konuya Malatyalı sözüm ona yetkili amma ve lâkin son derece y-etkisiz zatların biran önce çözüm bulması gerekiyor. 

                                         

                                      ~VESSELAM~

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
02Ağs

Bebek Şehit Bedirhan'a !

06Mar

Kapitalizmin Üç Tuzağı

17Şub

Rabbime Mektubum Var !

20Ekm

GÖSTER-ME-LİK KURALLAR!

13Ekm

PARDON, EDEBİNİZ DÜŞMÜŞ!