Mehmet Polat'a sert tepki

Malatya Time'de Necdet Akboğa Mehmet Polat'a sert tepki gösterdi

Mehmet Polat'a sert tepki
Siyaset
Malatya Time'de Necdet Akboğa Mehmet Polat'a sert tepki gösterdi

Haber Editörü: Malatya Sanal Haber

Necdet Akboğa Mehmet Polat'a sert tepki gösterdi

İşte Necdet Akboğa'nın köşe yazısı

Pütürgeli olup ta bu adı, bu şanı, bu şöhreti duymayan yoktur. Yeni nesil bilmez bu meşhur taşı ve hikâyesini... Ben bahsedeyim ama mesaj çıkarmak sizden olsun.

Kavıri Dızzon, aslında büyük bir kayaya verilen isimdir. Kubbe dağını aşar, Pütürge'nin kokusunu almaya başladığınızda size ilk “hoş geldin” diyen odurBüyükçe, yol kenarında, yalnız kalmış bir kaya nasıl şöhret olur demeyin. Oluyor işte…

Yüz elli yıl öncesine dayanır gurbetin başlangıç hikâyesi. O dönemler Osmanlı imparatorluğu hâkimdir İstanbul'a ve buradan yönetilir koca devlet. İstanbul başkenttir, önemlidir, ticaret, sanat, saltanat, sadakat ve hıyanet haliyle buradadır. Bu adam yiyen şehirde her ırk her din, her millet vardır. Bu kadar önemli şehirde devlet ricaline, güvenilir, mert, cömert, sadakatli, adam satmayan, fırsat kollamayan, namusa bakmayan özetle adam gibi adam lazımdır. Aranan adamlar bulunmuştur.  Anadolu'nun ücra köşesinde, Türkçe bilmeyen ama çabuk öğrenen, dağlı ama yürekli, sert ama vicdanlı gençler askere gelir İstanbul'a...

Tabi üst düzey devlet görevlilerinin dilden dile reklamını yaptığı, birbirine tavsiye ettiği bu gençler Pütürgelidir. Hal böyle olunca askerlik bitiminde “Evladım ne yapacan o dağlarda yaşamayı, bak burada her şey var, şuraya görevli, burada iş, olmadı sana kızımı vereyim” gibi teklifleri kabul edenler, etmeyenler, kalanlar, dönenler...

Evet, Pütürgelilerin gurbet macerasına şimdikilerin dedelerinin dedeleri askerlik sonrası İstanbul'da kalmalarıyla başlamıştır. İnsanların birbirine anlatması, tavsiyesi, yardımcı olması derken, biri, biri daha velhasıl İstanbul oldu ikinci vatan...

Tabi şimdiki gibi ulaşım yok, imkân yok, ayakkabı yok, ekmek yok yok.

İşte bu yokluk içinde aylar süren yolculuk sonunda İstanbul'a varır Pütürgeli, üç- beş yılda bir ancak memlekete gelip anasını, babasını, toprağını, kundakta bıraktığı yavrusunu görebilir. Hal böyle olunca sılada bekleyenlerin de gözleri kubbe dağının ufuklarındadır. Tabi gurbette acılarla, sıkıntılarla üç- beş kuruş kazananlar heyecanla köye getirecekleri hediyeleri, çocuklarını sevindirecekleri halkalı İstanbul şekerini, paralarını beline bağlar, birkaç oda arkadaşı, köylüsü ile evlerine dönecekler. Kubbe dağı ile Poskıran arası uzun, bomboş, dağlık, ıssız bir bölge ve en zor olan mesafedir. İşte burası gurbetten gelenlerin kâbusu, korkusu ve imtihanıdır. Bunu bilen, gurbetçilerin mecburi geçidi olan bu bölgeyi özel kılan ise eşkıyalardır. Asker kaçağı, kanun kaçağı, katil, hırsız, soyguncu, gaspçı, başka illerden kaçıp, devletin kolluk kuvvetlerinin zorlanacağı bu bölge, eşkıyalar için iyi bir mekândır.

Bu eşkıyaların en önemli geçim kaynağı ise gurbetten gelen, üzerinde birkaç kuruşu bulunan, biraz hediyelerle köyüne dönen garibanları soymak gasp etmektir. Bunu seçtikleri yer ise bahsettiğim gibi, pusu atılan büyük kayanın arkasıdır. İşte bu kayanın adı yıllardır o yüzden Kavıri Dızzon ( hırsız taşı) olarak kalmıştır.

O yüzden bu taş meşhur olmuştur. O yüzden eşkıyalar bu taşın gölgesinde pusu kurmuşlardır. Bu mevkie hırsız taşı mevkii denir. Bu taş adamı iyi tanır. Biraz detaylı anlatmamın sebebi iyi anlaşılsın, Pütürgeli ne zorluklar, ne acılar yaşamış onu anlamak adına bu konuya girip siyasete bağlanalım.

Geçenlerde makalemde bir günlük Pütürge maceramı yüzeysel olarak ele aldım. Şimdi biraz daha derine dalayım. Ama bilinmesini istediğim çok daha derinleri var günü ve zamanı gelince paylaşırız sizinle.

Evet, geçtiğimiz ay karlı, soğuk bir günde Pütürge'ye Ak Parti Belediye Başkan Adayı Mikail Sülük'ün toplantısına katıldık. Meydanda kalabalık toplandı, 2500 kişilik yemek ikram edildi, Malatya Büyükşehir Belediye Başkan Adayı ve Battalgazi Belediye Başkanı Selahattin Gürkan, Ak Parti il başkanı derken kalabalık bir topluluk ile bir Cuma günü program düzenlendi.

Bu programı Türkiye gündemine oturtan ise Ak Partili Belediye Başkanı Mehmet Polat'ın makamında yaptığı açıklama oldu. Olduğu gibi aktarayım. Meydanda program bitti, esnaf gezildi, Kaymakam ziyaret edildi, ardından nezaket gereği makamında oturan belediye başkanı Mehmet Polat'a da gidildi.

Biz meydanda mini bir miting yaparken Mehmet Polat 50 metre mesafede bulunan makamın camından bizi izlemeyi tercih etti. Ziyaretine gelen kimse bir şey demeden başladı saydırmaya. Masasının önünde Mikail Sülük, diğer yanında Selahattin Gürkan oturuyor. Oda kalabalık, Sayın Polat yanmış. Bana bunu yapamazlar, bu böyle olmaz, ben Tayyip Erdoğan Cezaevine girerken ordaydım.... Aman Allah'ım! Saydırıyor. Belli ki hazırlık iyi yapılmış. Hemen kulağının arkasında, ensesinden birisi de video kayıt yapıyor. Polat hırsını alamayıp yıllarca ilçe başkanlığı yapan Mikail Sülük'e doğru elini uzatıp “ Bu arkadaşı var ya bunu ben ilçe başkanı yaptım”. Bunun elinden tutup İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'nun yanına götürdüm. Bu arkadaş ilçe başkanımız olsun dedim. Şimdi bu arkadaşı Belediye Başkan Adayı yaptınız. Hemen eski görevine dönsün, ben de Başkanlığa devam edeyim” aynen böyle. Mikail Sülük beyefendi bir tavırla kalktı ve orayı terk etti.

Selahattin Gürkan “ Başkanım bunlar partimizin ailevi meseleleri, burası yeri ve zamanı değil, gerek yok” dese de kim dinler. Polat'ı durdurana aşkolsun...

Aynı gün ne kadar muhalif, ne kadar sol, ne kadar ulusalcı, ne kadar Müslüman düşmanı site varsa Mehmet Polat'ın açıklamaları patlıyor. Şimdi kırmadan dökmeden nezaket kurallarını çiğnemeden, kul hakkına girmeden sadece soracağım:

Sayın Başkan. Bizim kültürümüzde düşmanın da çuluna gelse, misafirindir ve incitilmez derler. Doğru mu?

Sayın Başkan. Bu arkadaş dediğin kişi partinin ilçe başkanlığını yapmış olan kişi ve aynı zamanda Recep Tayyip Erdoğan'ı temsil ediyor. Doğru mu? O arkadaşın adını bilmiyor musun, yoksa o an unuttun mu?

Sayın Başkan. Sen halen bu partinin üyesi, Belediye Başkanı, söz sahibi konumundasın, İl başkanın gelmiş, Büyükşehir adayın gelmiş, dava arkadaşların gelmiş, bir metre kara eksi on dereceye rağmen köyden piri fani yaşlılar gelmiş, meydanda yerini almış. Sen klimanın sıcağında makamın camından izlerken, acaba üşüdün mü?

Sayın Başkan. Sen bundan beş yıl önce seçildiğinde hatırlar mısın? Bu arkadaş dediğinin ailesi tarafından yaptırılan iş merkezinin 3. katında muhtarlara, aday adaylarına, meclis üyelerine yemek verdin. Sunuculuğunu da ben yaptım. Aday adaylarının yarısı bu yemeğe katılmadı, sana desteklerini vermedi, bu arkadaş dediğin var ya, işte o arkadaş İstanbul'dayım gelemedim, diyerek bir tek telgraf gönderen o arkadaştı, biliyor musun?  Telgrafı ben okumuştum ne yazdığını hatırlatayım: “ Saygıdeğer başkanım ve dava arkadaşlarım. Aday Adaylığım süresince gönlünü bana açan, ekmeğini benimle paylaşan, bütün Pütürgeli hemşerilerime teşekkürlerimi borç bilirim. Partimiz birçok arkadaşımız arasında Mehmet Polat arkadaşımızı Başkan olarak uygun görmüştür. Bu saatten sonra ben Mikail Sülük olarak, partimin, Başkanımın ve Pütürge'min yanında olacağım. Toplantıya katılan herkese saygılarımı sunarım.” Diye okuduğumda ellerin patlarcasına alkışlayan sen değil miydin?

Sayın Başkan. Sen bu arkadaşın elinden tutup direk içişleri bakanına götürecek gücün vardı da. Neden “seni makamından eden” vekilleri Süleyman Soylu'ya ispiyonlamıyorsun. Ya da bu arkadaşın elinden tutup götürdüğün gibi kendi elinden tutup beni Başkan yapmazsanız sizi duman ederim demedin. Madem birinin elinden tutup içişleri bakanına götürecek kadar kredin var, de hadi...

Sayın Başkan. Bu arkadaş dediğin var ya. Bu arkadaşın maddi durumu çok şükür yerinde, istediği 5 yıldızlı otellerde, Havaii adalarında tatil yapar mı? Bu arkadaş dediğin niye gelsin çamurda, karda, kışta memleketim, insanım, köyüm, toprağım diyor. Düşündün mü?

Sayın Başkan. Bu arkadaş Pütürge'nin göbeğine içinde dükkânları, düğün, mevlit, taziye salonu olan, insanların sıcak yatacak yatakları olan, temiz bir tuvaleti olan, pırıl pırıl koca bir iş merkezini kendi öz be öz parasıyla yaptırıp, milletin hizmetine sunmuş. Soruyorum, mesela, sen kendi paranla bu ilçeye ne yaptın? Bu arkadaş bu iş merkezini İstanbul'a yapsaydı bu binadan ne kadar para kazanırdı? Mesela ilçede onun iş merkezinden daha ihtişamlı bina var mı? Niye gelsin de Pütürge' ye yapsın? Yoksa bu arkadaşın ailesi para kazanmayı veya hesap yapmayı bilmiyor mu?

Sayın Başkan. 15 Temmuzda birileri bankamatik kuyruğuna, markette makarna kuyruğuna girerken, bu arkadaş dediğin var ya. 15 Temmuzda kellesini koltuğuna alıp, yanına da yüz kişiyle birlikte, Kavıri Dızzon'u , kubbe dağını aşıp, gece 3 te, yakın ilçeler bile gelmeden, Malatya Hükümet meydanına yiğitlerle birlikte, dişini ve yumruğunu sıkarak giren ve “ Pütürge Burada, Hainler Nerede” diye haykıran arkadaştı. Bu arkadaş meydanda iken sen neredeydin?

Sayın Başkan. Çuluna gelmiş insanlara ver veriştir yapıp, sol kulağının dibinde çektirdiğin görüntüleri neden Ak Parti, inanan insanlar, muhafazakârlara düşman olan “Oda TV” ye servis ettin. Hani Tayyip Erdoğan'ı cezaevine uğurlayan sendin de, imdadı ve kurtuluşu neden solcularda aradın?

Sayın Başkan. Makamda bu arkadaş diye başlayacağına, başkanım burası yeri değil diyenlere “ bi dakka, bi dakka” demek yerine neden medeni bir şekilde basın toplantısıyla Ak Partiden istifa etmedin de, halen o partinin rozetiyle, başka partilerle flört etmeye devam edersin.

Sayın Başkan. Son bir teklifim var. Seninle 5 yıldır beraber çalışan, dağ, dere, tepe gezen, icraatlarını iyi bilen meclis üyelerinin hepsiyle tek tek röportaj yapayım, virgülüne dokunmadan olduğu gibi yayınlayayım. Ne derlerse söz sansürlemeden bu sitede yer vereyim. Var mısın?

Pütürgeli yiğitler... İlçenize çivi çakan kimse onun yanında durun. Yıllar önce hiçbir siyasi hesabı olmadan cebindeki milyarları harcayıp, ilçenin en lüks ve modern iş merkezini yapan, Mikail Sülük ve ailesinin yanında durmazsam, vicdanıma ihanet etmez miyim?

Şimdi soruyorum. Siz olsanız kimi Belediye Başkan Adayı Yaparsınız? Bunu Öznur Çalık'a, yok bilmem kime bağlamanın anlamı var mı?. Allah herkese göz vermiş, akıl vermiş. Kimin neler yaptığını veya yapacağını Recep Tayyip Erdoğan bilmiyor mu?

Dünya Erdoğan'ı kandıramadı da Öznur Çalık mı kandırdı? Geç bunları. Kimseyi günah keçisi yapmayın. Demek ki Reis biliyor makam elinden giderse birileri saf değişecek, sol gazete ve televizyonlara video servisi yapacak. Mikail Sülük geçen seçimde aday olmadı diye solcuların kucağında soluğu almadı. Bu arkadaş dediğin davasının yanında durdu.

Şimdilik bu kadar. Yarın ne yazacağım belli olmaz. Heybemde o kadar malzeme var ki... Hem daha Pütürge'de mikrofonu elime almadım hele bi bekleyin...

Mesele şu vekil bu vekil değil mesele vukuat, sadakat, liyakat, feraset, adalet, hakikat, marifet, dirayet meselesi....

Şimdi “ Kavıri Dızzon” un dili olsa da konuşsa.....

Necdet Akboğa

necdetakboga@gmail.com

Son Güncelleme: 13 Şubat 2019 21:50

HABERİ PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

BUNLARA DA BAKIN