Yazı Detayı
24 Temmuz 2015 - Cuma 15:47 Bu yazı 1300 kez okundu
 
ORDUZU'LU BİR PEHLİVAN: DELİ ÖMER
MUSTAFA DÜZLEME
 
 
 
 

fırtınalar yaratan bir devin yaşamından kısa bir iki kesiti gözler önüne sereceğim. Orduzulu bir pehlivan olan Deli Ömeri bütün yaşanmışlıklarıyla konu alacağım.

Deli Ömer, Malatya’nın yetiştirdiği, Sultan Abdülhamid dönemi meşhur pehlivanlardandır. Nüfus cüzdanına göre 01.07.1880 yılında Malatya’nın Orduzu Kasabası’nda doğdu. Osmanlı kayıtlarında Deliömerzade Bekir Ağa oğlu Ömer Oğlu Deli Ömer Pehlivan olarak geçer.

Hayatta güç yetiremediği tek kişi kendisinden daha iri ve daha güçlü, kuvvetli olan abisi İsmail Pehlivan’dı. Çağın mutasavvıflarından Boranlı Mustafa Baba, İsmail Pehlivandan söz edildiğinde; “benim üç parmağımın kalınlığı onun tek parmağının kalınlığı kadar ancak vardı” diyerek onun heybetini sonraki kuşaklara böyle aktarmışlardır.
Ömer çocukluğunda ve gençliğinde Beydağı’nın yamaçlarında sürülerini otlatır, onlara çobanlık ederdi. Özel yetiştirdiği tosunlarının boynuzlarından yakalar, onları ileri geri ittirerek güç, kuvvet egzersizleriyle bol bol idmanlarda bulunurdu. Onun antrenmanlarındaki malzemeler tosunları, kaya parçaları, kütükler ve ağaç boğumlarıydı.
Çobanlığı esnasında bazen kulağını toprağa yaslar, dinlemeye koyulur, hangi taraftan davul zurna sesi duyarsa sürüyü arkadaşına emanet ederek o tarafa koşardı. Düğünlerde yapılan pehlivanlık müsabakalarında sırtını kimse yere getiremez, devamlı galip ayrılırdı er meydanından.
İşte günlerden bir gün yine böyle bir atmosfer içinde Beydağı’nda hayvanlarını güderken uzaktan davul sesi duydu. Sürüsünü çoban arkadaşına teslim edip sesin geldiği tarafa yöneldi. Yürüye yürüye Banazı’ya (Bugünkü Konak’a) ulaştı. Kalabalık bir toplulukla karşılaştı. Gümbür gümbür davullar vurulmakta, zurnalar çalınmakta, o yörenin meşhur pehlivanları birbirleriyle kıyasıya mücadele etmekte, ağalar ve halk ise coşkuyla bu güreş müsabakalarını izlemekteydiler. Bu manzara ile karşılaşan Ömer heyecanlandı, güreşmek arzusuyla vücudunun şiddetle titrediğini hissetti.
Onun haline vakıf olanlardan biri bu durumu o yörenin ağasının kulağına fısıldadı. Ağa, heybeti, gücü kuvveti zahire akseden bu yabancı delikanlıyı yanına çağırdı. Niçin heyecanlandığını, titrediğini sordu. Onun meydandaki yörenin meşhur pehlivanlarıyla güreşmek istediğini anlayınca arzusunu anında yerine getirdi.
Soyundurdu kispetini giydirerek meydana saldı. Akşama kadar yapılan müsabakalarda o yörenin meşhur pehlivanlarının sırtını teker teker yere getirdi. Böylece Orduzulu Ömer pehlivan üstünlüğünü daima ortaya koydu, ispat etti.
Ağa, bu yabancı genç pehlivanı evine konuk etti. Yedirdi, içirdi, izzet ikramda bulundu. Mevsimin yaz olması münasebetiyle akşam olduğunda yatağını evin avlusuna serdi. Gündüz güreşlerde bir hayli yorulmuş, terlemiş olan Ömer Pehlivan, gecenin geç vakitlerinde ortalıkta el ayak çekildiği bir zamanda yorgunluğunu ve terini gidermek amacıyla soyundu, kendisini evin avlusunda geçen derenin soğuk sularına bıraktı. Ne var ki akıntıya kapılarak duvarın altından sürüklenip kaldığı evin bitişiğindeki komşunun evinin avlusunda ortaya çıktı. Vücudu çıplak olduğundan tir tir titriyordu. Gece sabaha kadar başkasının evinin avlusunda öylece kalakaldı. Sabahleyin komşu ev sahibi dışarı çıktığında evin avlusunda çıplak bir adam görünce önce şaşırdı. Sonra vaziyeti anladı. Ömer Pehlivanı yeniden ağanın evine götürdü. Ağa olayı öğrendiğinde “Pehlivan, bizi haberdar etseydin de su ısıtsaydık. Güzelce banyonu yapardın” diye üzüntüsünü dile getirdi. Ağa, sabah kahvaltısından sonra Ömer Pehlivan’ı onure etti. Heybesine birçok hediyeler koydurdu. Memnuniyetle onu yolcu etti.
Orduzu Pınarbaşı otlağında yayılan koyun sürüsünün başında Ömer pehlivan bulunmaktaydı. O esnada Malatya’nın meşhur çalgıcılarından davulcu Hasan’ın babası zurnacı Muhammet orada geçerken genç Ömer ile karşılaştı. Hal hatırdan sonra aralarında şöyle bir konuşma oldu :
"Ömer ben Gündüzbey’e gidiyorum. Orada variyetli bir ailenin düğünü var. Güreşler tertip edilecek. Haydi sende gel ki er meydanında boyunu göreler"
Ömer : "Gelirim ama sürüyü nereye bırakayım?"
Zurnacı Muhammet :"Hay Allah… Ömerin düşündüğüne bak… Koçu söğüdün dalına bağla. Böylece sürü koçun yanından ayrılmaz"
Söylenenler yapıldı, yola düşüldü. Malatya'da işlerini tamamlamış olan birkaç Gündüzbeyli genç de onlara katıldı. Yeşilyurt-Gündüzbey arasındaki bir mevkide yolun kenarında iri bir taş bulunuyordu. Genç yolcular kuvvetlerini deneme açısından sırayla taşı havaya kaldırmaya çalıştılar. Ne var ki üç – beş santimden fazla kaldıran olmadı. Sıra Ömer’e geldi. Bu Orduzulu genç hiç zorlanmadan sanki bir vinç misali aniden taşı kucakladı, havaya kaldırdı hızla yanda bulunan tarlaya attı. Bu olaya şahit olanların hayret ve şaşkınlık fısıltıları kulaktan kulağa yayıldı.Nihayet Gündüzbey'e kavuştular, düğün evine gittiler. Güreşin yapılacağı sahaya vardıklarında kenarda ağaca bağlı hasi (keçi) ile ağacın dalına asılı içi para dolu keseyi gördüler. Bunlar güreşte birinci gelecek pehlivana verilmek üzere bekletilmekteydi. Davullar zurnalar çalındı, güreş başladı. Oradakilerden birkaç kişi Ömer’e dönerek : "Ey genç , mademki pehlivan olduğunu söylüyorsun er meydanına buyursana" dediler. Ömer soyundu , meydana çıktı. Güreşin başında karşısına çıkan iki pehlivanın sırtlarını kolaylıkla arka arkaya yere getirdi. Üçüncüde kendisinden daha iri, güçlü – kuvvetli, vücudu baştan ayağa kıllı bir pehlivanla karşılaştı. Bidayette birbirlerine dalaşmaya başladıklarında o cüsseli pehlivan , karşısındakinin korkunç gücü karşısında anladı ki bu güreşi kaybedecek. 
Fırsattan istifade ani bir hareketle yanı başında bulunan dut ağacının dalına tutunmasıyla başına çıkması bir oldu  ve : "Pes ediyorum .Bu pehlivan benim kapasitemin üstünde. Bununla güreşmek benim harcım değildir" dedi, yenilgisini kabul etti. Ömer pehlivan gücüyle kazandığı keçiyi ve parayı yanına aldı, üç-dört saatin akabinde yeniden Orduzu pınarbaşına döndü .Gördü ki söğüt dalına bağlamış olduğu koç boynundaki ipten kurtulmak için uzun çırpınışlardan mütevellit boğulmuş ölmüştür. Koyun sürüsü ise sağa sola dağılmıştır .Bundan böyle Ömer’deki güreş aşkı yaşam tarzının gereklerine tamamen galebe çalmış, dolayısıyla bu durum iyiden iyiye belirginleşmişti.

Bir gün annesi, evlerinin avlusunda üzerinde odun yüküyle duran merkebi göstererek oğluna seslendi: “Ömer, odunları hayvanın üzerinden indir, kendini yormayacak şekilde azar azar kucakla da evin damına çıkarıver.”
Annesinin ağzından bu sözleri duyan genç Ömer aniden eğildi, boynunu hayvanın karnının altına soktu. Merkebi üzerindeki odun yüküyle beraber havaya, omuzlarının üzerine kaldırdı ve o vaziyette taş merdivenlere basa basa odun yüklü merkebi dama çıkardı. Bu duruma şahit olan annesi “ilahi Ömer neden böyle yaptın. Canına acımadın mı?” demekten kendini alamadı.
Bu ve buna benzer korkunç kuvvetiyle ortaya koyduğu, akılları şaşırtan daha pek çok hikâyeleri dilden dile anlatılarak Malatya ve yöresinde bugünlere kadar gelmiş, bizlere kadar ulaşmıştır.

Malatya’da bu yiğit sporunun tüm inceliklerini öğrenen ve er meydanlarında başarıyla uygulayan manda kuvvetindeki Ömer Pehlivan, abisi İsmail hariç yöresinde karşısında dayanacak başka bir güç göremeyince genç yaşında iken iyi bir pehlivan olarak İstanbul’a gitti. Orada devrinin ünlü pehlivanlarından birçoğu ile kapıştı. Ne var ki müsabaka yaptığı bu ünlü pehlivanlar kimlerdi, bizce bilinmemektedir. Sadece yaşlılarca bize ulaşan nakillerde Ömer Pehlivan'ın Adalı Halil ile yaptıkları güreşte yenişemedikleri, onunla berabere kaldıkları, ancak Adalı'nın yaşının büyük olmasından dolayı hakemin güreşi Adalı Halil'e verdiği, O'nu galip ilan ettiği anlatıla gelir.
Yine Deli Ömer’in ismi anıldığında, yöre halkınca söylene söylene, akıllara, Sultan Abdülhamit’in başpehlivanı olduğu fikri sokulmaya çalışılmıştır. Ne var ki kendisi de büyük bir pehlivan olan Sultan Abdülaziz tahttan indirilip yerine Abdülhamid padişah olunca ilk işi Sultan Abdülaziz’in pehlivanlarını dağıtmak, saray ocaklarını lağvetmek ve İstanbul’da güreş müsabakası yaptırılmasını yasak etmek oldu. Bu yüzden durumları sarsılan pehlivanların bazıları, Avrupa’ya, Amerika’ya, gitmeye mecbur kaldılar. Orada yaptıkları güreşlerde Türkü’n acı kuvvetini dünyaya tanıttılar.
Yukarıda belirttiğimiz gibi, Sultan Aziz’den sonra pehlivan besleme merakı bir müddet paşalar, beyler ve ağalar arasında devam etti. Bunlardan Sadrazam Sait Halim Paşa, kardeşi Abbas Halim Paşa ve Yenişehirli Ethem Paşa devrinin en tanınmış pehlivan bakan kimseleri idiler.
Bu kaynaklardan yola çıktığımızda Ömer Pehlivan’ın İstanbul’da bulunması işte bu devrelere rastlar. Ne var ki Pehlivan’ın hangi bey, ağa veya paşanın bakımı altında olduğu yine bizce bilinmemektedir.

Bu arada kilosu 210 okka olan korkunç güçte insan azmanı ecnebi bir pehlivan İstanbul’a gelir. Paşaların mahiyetindeki pehlivanlardan hiçbirisi bu ecnebinin karşısına çıkmaya cesaret edemez. Bu insan azmanı Dev’le, boyunun uzun olmasından dolayı kapılara sığmayan ve ağırlığı 105 okka gelen Malatyalı Ömer Pehlivan’ı eşleştirirler. Bu gayrimüslim devin karşısında gayet hafif kalan Ömer de oldukça güçlü ve kuvvetli bir pehlivandı. Sekiz saat güreş etse yorulmak nedir bilmezdi. 
Güreş akşama kadar sürdü. 210 okkanın karşısında 105 okkalık cüssesiyle hücuma geçen, el enseler ve tırpanlarla karşısındakini hırpalamaya çalışan, türlü oyunlarla onu yenmeye uğraşan bu Türk pehlivanı ne yaptıysa dev yapılı çok kuvvetli ve eşine çok az rast gelinir bir mukavemete sahip rakibini yerinden bile oynatamadı. Akşam olduğunda pehlivanlar birbirlerinden ayrıldılar. Güreş ertesi güne ertelendi.
Paşa, Malatyalı Ömer’e döndü “pehlivan, bu devi alt etmenin hiçbir yolu yok mudur?” diye sorduğunda Ömer Pehlivan şu karşılığı verdi: “Paşam bu mel’unu yenmenin bir yolu vardır. Fakat ben bu yolu uygularsam başıma felaket getirirler diye korkuyorum.” Paşa heyecanla; “ korkma, arkanda biz varız, söyle bu nasıl bir yoldur?” diye sordu. Ömer Pehlivan “bunun yenilmesi fırsatını bulduğumda pençemi şiddetle onun karnına sokup ciğerlerini parçalayarak sökmemle mümkündür” cevabını verdi.
Bu cevap karşısında son derece heyecana kapılan Paşa “tamam tamam… mağlup et de hangi yöntemle olursa olsun. Yeter ki sen onu bertaraf etmeye bak. Hiç kimseden de korkma. Bize güvenini kavi tut.” sözleriyle Malatyalı Ömer Pehlivanı cesaretlendirdi.
Ertesi gün sabah erkenden beyler, paşalar, ağalar ve binlerce halk müsabakayı seyretmek için önceden belirlenen geniş meydanda yeniden toplanmaya başladı. Çam yarması ecnebi pehlivan, meydana bir sarhoş fil gibi geldi. Öyle bir dehşetle geldi ki sanki yer yerinden oynadı. Arkasından Türk Pehlivanı göründü. Malatyalı Ömer Pehlivan dünkü tecrübelerine dayanarak ağırlığı kendisinin kat kat üzerinde olan rakibinin öyle oyunla filan mağlup olabileceğine artık pek ihtimal vermiyordu. Buna binaen güreşin başında rakibine karşı göstermelik birkaç oyun sergiledi. Amacı fırsatını bulup akşamleyin Paşaya söylediklerini uygulamaktı. Az zaman sonra bir an geldi ki o fırsat görünmeye başladı. Tam bu sırada aniden meydanda “YA ALLAH!” sayhası yükseldi. Bu ses tâ uzaklarda yankılandı. Aynı anda Ömer Pehlivanın sağ eli bileğine kadar ecnebi pehlivanın karnına gömülmüştü. Arkasında canhıraş acı bir feryat yükseldi. Dağ gibi adam sırtı üzerine boylu boyunca yere uzanmıştı. 

Birden bire meydanda bir gürültü, bir tezahürat, bir alkıştır koptu. O anı fırsat kollayan paşanın hazırlıklı adamları yıldırım hızıyla meydana daldılar; bir anda Malatyalı Ömer Pehlivan aniden kayıplara karıştı. Ondan sonra şarktan kopup gelen bu pehlivanı İstanbul’da ne duyan oldu ne de gören oldu.
Birkaç gün sonra İstanbul’a yüzlerce kilometre uzaklıkta bulunan Ege’nin ılık rüzgârlarının estiği, efeleriyle ünlü, zeytin ağaçlarıyla dolu İzmir ismindeki güzel ve şirin bir şehirdeyiz. İşte bu şehirde çimenlik, geniş bir alan… Etrafına gölgelik olsun diye beyaz çadırlar kurulmuş… Bu çadırların içinde ve dışında kimileri oturmuş, kimileri ayakta duran binlerce kişi sıralanmış heyecanla bu yeşil alanın ortasında, galip gelmek için bütün güç ve hünerlerini seferber eden ve de birbirleriyle kıran kırana mücadeleye girişen pehlivanların ata sporu yağlı güreşlerini seyre dalmışlardı.
İşte bu pehlivanların içinde birisi vardı ki, güreşe meraklı olup da İstanbul’dan veya Malatya’dan İzmir’e gidip bu güreşe kendilerini kaptırmış olanlara hiç de yabancı gelmiyordu. Bu pehlivan Malatyalı Ömer Pehlivandan başkası değildi. Yani yöresel adıyla Deli Ömer’di. Ne var ki bu şarklı Pehlivan rakibini mağlup edebilmek için onun neresine el atıyorsa, ikisinin de vücutları baştan ayağa yağlı olduklarından, hemen kayıyor dolayısıyla karşısındakinin elinde kolayca kendini kurtarıyordu. Ömer Pehlivan bu kayma karşısında uzun zaman ne yaptıysa rakibini yenebilmek için olumlu, somut bir hareket ortaya koyamadı. Sonra nasıl olduysa eliyle onun kispetini yakaladı ve anladı ki bu yağlı güreşte o pehlivanı ancak onun kispeti tarikiyle yenebilir. Bu yönden hareketle kısa zamanda rakibini altına aldı, sırtını yere getirdi. Sonra zafer işareti yaptı. Hakem şarklının galibiyetini elini havaya kaldırarak ilan etti.
Bu olayı seyre dalmış olan ve İzmir’de çiftlikleri bulunan zengin bir tüccarın dünya yüzünde evlat olarak tek bir kızı vardı. Bu korkunç kuvvet karşısında hayranlığını gizleyemeyerek Malatyalı Ömer Pehlivana karşı kanı kaynamaya başladı. Ona yakınlık gösterdi. Onun gibi bir adama ihtiyacı olduğunu, ısrarla kızını nikâhına almasını istedi. Gerek direk gerek dolaylı yollardan ne kadar çok uğraştıysa da Ömer Pehlivan’ı bu nikâh işinde ikna edemedi. Nihayet ümitlerinin boşa gittiğini anladı, şöyle dedi: “Pehlivan, bu senin için bir nimetti; fakat sen elinin tersiyle bu nimeti geriye ittin. Kabul etmedin. Bir gün gelir bu olayı hatırladıkça pişmanlık duyacaksın. O zaman iş işten geçmiş olur. Şimdi var git. Ayağına çarığını takarak Malatya dağlarının eteklerindeki kıraç arazilerde öküzlerin çektiği karasabanın peşine takıl…” Deli Ömer, Malatya’ya gelişinden sonraki yıllarda yukarıdaki bu nikah teklifini ve İzmirli zengin tüccarın sözlerini her hatırlayışında niçin kabul etmedim diye hayıflanmış, her seferinde pişmanlık duygularını açığa vurmuştur.

Gurbet dönüşünün akabinde hayatında mağlup edemediği tek varlık olan abisi İsmail Pehlivanı ısrarla kendisiyle güreş tutmaya davet etti. Ne var ki aklıselim açısından kendisinin kat kat fevkinde olan ve de ağırbaşlılık ve kâmillik yönünden temerküz etmiş bulunan İsmail Pehlivan, Ömer’e bahçesindeki bir üzüm hevengini gösterdi, mülâyemetle kardeşine şu teklifte bulundu: “Benim pehlivan kardeşim, hangimiz hangimizi mağlup edeceğimiz hususunda sana bir teklifim var. Bu hevengi sırayla ellerimizle tutacağız ve kendimize doğru çekeceğiz. Hangimiz bu üzüm hevengini yerden söküp çıkarırsa o öbürümüzü yıkmış, belini yere getirmiş sayılacak.” Abisinin bu teklifini cazip görerek kabul eden Deli Ömer bütün gücünü seferber etti, üzüm hevenginin gövdesini iki eliyle yakaladı, şiddetle yerden sökmeye çalıştı. Fakat ne kadar uğraştıysa da muvaffak olamadı. Sıra abisine geldi. İsmail Pehlivan üzüm hevengini tek eliyle tuttu. Tutmasıyla yerinden sökmesi bir oldu. Bu manzara karşısında Ömer Pehlivan hiçbir zaman abisi İsmail Pehlivanı yenemeyeceğine emin oldu. Yenilgisini kabul etti. Ömrünün sonuna kadar bir daha abisine böyle bir söz etmedi, böyle bir teklifte bulunmadı.
Ömer pehlivanın kız kardeşi Malatya’nın Hatunsuyu Köyünde evli olup yaşamını bu beldede devam ettirmekteydi. Günlerden birgün pehlivan ziyaret dolayısıyla bu köye uğradı. O esnada eniştesi bahçeyi sulamaktaydı. Ne gariptir ki o yörede herkesin kendisinde çekindiği şerli bir kişi bunların suyunu kesmişti. Oysa ki köyün sakası o sırada suyu eniştesigile vermişti. Deli Ömer bu durumu öğrendiğinde eniştesine döndü : "Siz kenarda durun… Bu olaya karışmayın … Ben işi hallederim" dedi. Küreği omuzuna atarak harığın geldiği tarafa yöneldi. Suyu eniştesinin bahçesine çevirdi, beklemeye başladı. Az zaman sonra suyu kesilmiş olan şerli adam küfür ede ede harığın yanına geldi. Suyu yeniden kendi bahçesine döndermek istedi. Ömer Pehlivan adama yaklaştı ve : "Hemşehrim şu anda bahçe suluyorlar. Neden başkasının suyunu kesiyorsun" dedi. Adam dövmek amacı ile küfürleri havada savura savura Deli Ömer’in üzerine yürüdüğünde pehlivan aniden onu kıskıvrak yakaladı, havada uçuşan bir top gibi karşıdaki dırılığının içine fırlattı. Aynı anda o şahsın ağzından çıkan bir "aaah!" sadası çevreye yayıldı. Adam dehşet ve şaşkınlık içindeydi. Her tarafında dikenler vücuduna batıyor, dırıların içinde kıpırdayamaz bir vaziyette bulunuyordu. Anladı ki karşısındaki zorlu bir kişidir. Yalvarmaya başladı : "Yiğidim, ne olur beni bu dırıların, dikenlerin içinden kurtar. Namus sözü veriyorum; eğer beni buradan kurtarırsan sizin bahçenizi de ben sulayacağım. Bahtına düştüm" diye inledi. Bu vaziyet karşısında Ömer pehlivan içinde yeşeren merhamet hislerine yenik düştü. Elinde tuttuğu küreğin sapının diğer ucunu acze düşmüş o şerli adama doğru uzattı: "bu sapa sıkı sıkıya tutun. Seni bu dırılıktan kurtaracağım" dedi. Adam küreğin sapının diğer ucuna sımsıkı yapıştığında Ömer o korkunç gücüyle küreğin ucundaki asılı adamı havaya kaldırdı, dırılıktan kurtardı ve yandaki boş alana bıraktı. Korkudan küçülmüş, pısırıklaşmış olan adam çekine çekine sordu: "Yiğidim, sana kim derler? Nerelisin? Nereden gelip nereye gidersin?"
Ömer pehlivan : "Bana pehlivan Deli Ömer derler. Orduzuluyum. Kız kardeşimgile misafirliğe geldim. Bu sulanan bahçe de eniştemindir" cevabını verdi. Adam öpmek maksadıyla Ömer pehlivanın eline uzandı fakat Deli Ömer elini vermedi. Sonra ezile büzüle buruk bir şekilde pehlivanın yanından uzaklaştı. Bu olay Hatunsuylular tarafından dilden dile anlatıldı, zamanla çevre köylere, kasabalara hatta çok uzak yerlere kadar ulaştı, destanlaştı.

Orduzulu Deli Ömer Pehlivan, askerliğini Kafkas Cephesinde yaptı, savaşa katıldı, büyük kahramanlıklar gösterdi. Şiddetli soğuktan ayak parmakları dondu. Bu donmanın vücudun diğer uzuvlarına zarar vermemesi için başparmakları hariç ayaklarının diğer bütün parmaklarını kestiler. Böylece bu parmaklar hayatı boyunca bir daha iyi olmamak üzere tamamen fonksiyonunu yitirdi, sakat bir hale duçar oldu.

Bu halde iken bile yörenin pehlivanları onun insana dehşet veren korkunç kuvveti ve heybeti karşısında temkini elden bırakmazlar, kolay kolay onun karşısına çıkmaya cesaret edemezlerdi. O havalinin pehlivanlarından biri, yarı soyunmuş vaziyette Orduzu’daki Ali Tepesi’nin yanında bulunan bir bahçede Deli Ömer’in de içlerinde bulunduğu topluluğun önünde : “Hepinize meydan okuyorum. Yediden yetmişe yüreği atan varsa karşıma çıksın!” haykırışlarıyla ve de naralar atarak oradakilere meydan okumaya başlamıştı ki güreş meydanlarının eski kurtlarından Ömer Pehlivan birden bire yerinden silkindi. Ayak parmaklarından sakat ve yaşlı olmasına rağmen doğruluyordu ki, halka meydan okuyan, naralar patlatan o saygısız pehlivanın korkudan aniden kenara koyduğu elbiselerini kucaklaması, fırlaması ve yıldırım hızıyla Ali Tepesi’nin başında soluğu alması bir olmuştu. Bazen bu olayı hatırlayan ve anlatan Orduzu’nun bir kısım yaşlıları gülmekten ve dinleyenleri güldürmekten kendilerini alamazlar.

Bundan sonra ömrünün nihayetine kadar Malatya’nın Orduzu Kasabasında ikamet eden ve çiftçilikle meşgul olan bu ünlü pehlivan 03.02.1955 tarihinde Hakkın rahmetine kavuştu.

Orduzu’da halk arasında anlatıla gelir:

Kabristanda cenazenin defin işi yapılırken o toplumun içinde bulunan keşfi açık zevata, Orduzu Pınarbaşı tarafından hatiften sesler gelmeye başlar. Dalga dalga; kâh alçalan kâh yükselen bu sesler şu mısraları terennüm edermiş:

Allah Allah illallah
Hayır gele inşallah
Pirimiz Hamza Pehlivan
Aslımız neslimiz hep pehlivan
Alta geldim diye erinme
Üste çıktım diye sevinme
Alta düşersen apış
Üste çıkarsan yapış
Vur sarmayı kündeden at
Gönder Muhammet’e salavat
Biri here biri kara
Ben çıkıyorum arada
Mevla sizi kayıra
Allah derman vere
Pehlivanların piri
Hazreti Hamza’dır biri
Allah Allah illallah
Hayır gele inşallah

Merhumun kabrinin üzeri toprakla doldurulunca sesler yavaş yavaş azaldı azalır. Daha sonra Venk Köyü tarafına kayan bu nidalar az zaman sonra esrarengiz bir şekilde kaybolur, gider... Ortalık ruhani ve uhrevi havaya bürünür. Sanki ulu bir çınar ağacı devrildiğinde üzerindeki kuşların uçup gitmesi gibi merhumun mezara gömülmesiyle meşrep ve mesleğini gönüllere nakşeden bu esrarengiz sesler, kuşlar misali sanki uçup gitmişler, derun âlemi külliyen sessizliğe gömülürler.

Ey koca çınar! nur içinde yat…
____________
KAYNAK: MUSTAFA DÜZLEME
 
 
 
Etiketler: ORDUZU'LU, BİR, PEHLİVAN:, DELİ, ÖMER,
Yorumlar
Ulusal Gazeteler
Bizim Gazete
Anketler
Malatya'nın Sizce En Önemli Sorunu Hangisi?
Süper Lig Puan Durumu
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
1
Beşiktaş
77
73
3
8
23
34
2
Başakşehir
73
63
3
10
21
34
3
Galatasaray
64
65
10
4
20
34
4
Fenerbahçe
64
60
6
10
18
34
5
Antalyaspor
58
47
10
7
17
34
6
Trabzonspor
51
39
11
9
14
34
7
Akhisar Bld.
48
46
14
6
14
34
8
Gençlerbirliği
46
33
12
10
12
34
9
Kasımpaşa
43
46
15
7
12
34
10
T.Konyaspor
43
40
13
10
11
34
11
K.D.Ç. Karabük
43
38
15
7
12
34
12
Alanyaspor
40
54
18
4
12
34
13
Kayserispor
38
47
16
8
10
34
14
Osmanlıspor FK
38
37
14
11
9
34
15
Bursaspor
38
34
18
5
11
34
16
Ç. Rizespor
36
44
18
6
10
34
17
Gaziantepspor
26
30
22
5
7
34
18
Adanaspor
25
33
21
7
6
34
Nöbetçi Eczane


Nöbetçi eczanlerle ilgili detaylı bilgi için lütfen tıklayın.

Arşiv
KAYISI BORSASI

KAYISI CİNSİ      FİYAT

 

1.NO ŞKP KAYISI  12,60
2.NO ŞKP KAYISI 13,02
2.NO ŞKP KAYISI 14,67
GÜN KURUSU 15,09
1.NO GÜN KURUSU KAYISI 16,00
ENDÜSTRİYEL KURU KAYISI 4,80
ENDÜSTRİYEL KURU KAYISI 6,80
ENDÜSTRİYEL KURU KAYISI 3,85
KESİLMİŞ KURU KAYISI 9,20
8 NO ŞKP KAYISI 9,65
2 NO NATUREL KAYISI 12,75
NATUREL KURU KAYISI KESME 8,61
KURU KAYISI 8,99
KURU KAYISI 10,38
KURU KAYISI 15,03
4.NO.NATUREL KURU KAYISI 11,20
JUMBO KAYISI 16,00
JUMBO NATUREL KURU KAYISI 20,51
KESMELİK KURU KAYISI 6,90
MALATYA DA ALTIN
Haber Yazılımı